Girişimcilik, Risk Alabilmek ve Liderlik | Oyuna Devam Podcast 074
Intro - Mehmet Şöhrap Sanlı kimdir?
Ufuk Erdoğmuş (00:00)
Benimle oynar mısın? Bu bölümünde konuğumuz girişimcilik hayattır kitabının yazarı Mehmet Şöhrab Sanlı. Aynı zamanda Tim Teb girişim evi koordinatörü, girişim merkezi kurucusu. Aklını da tutamayacağım kadar seri girişimci, yatırımcı. Yıllardır bu işin içinde, ekositemin içinde çok kıymetli bir girişimcilik, aynı zamanda mentoru. Bir de eknot benim mentorluk müessesesine
anlamamı ve saygı duymamı sağlayan kişi. Sanırım ilk gerçek mentorum. Son dolu biri çok da olmadığı üzerine. İki buçuk yıl önce tanışmıştık herhalde değil mi? Hoş geldiniz.
Mehmet Şöhrap Sanlı (00:40)
Hoş bulduk. Çok teşekkür ediyorum davet için.
Ufuk Erdoğmuş (00:42)
Rica ederim. Mehmet Bey ile iki bölüm çekeceğiz. Birincisinde girişimcilik hayattır kitabı üzerinden. Bir girişimcinin geçtiği yolculuğu konuşacağız. Diğer bölümde de bizim Türkiye'deki girişimcilik ekositemi ve mentorlukla ilgili konuşabiliriz.
Girişimci için motivasyon çok önemli
Şimdi burada ben biraz kopya çekmek için tabii ki notlar aldım kitap üzerinden. Bu arada kitap böyle su gibi okuyor haliyle. Yani şuradan giriliyor buradan sonra bu oluyor. İşte şu önemlidir. Bunlar dikkat edilmesi gerekir gibi. Hakikaten akan bir kitap.
2020'de mi çıkmıştı? Tam pandemide mi? Biraz kurban olmuş gibi ya o döneme ama. kitap başlıyor. Ön söz. Merhaba, hoş geldiniz. Her şeyin başı girişimcinin motivasyonu. Gerçekten motivasyon önemli mi girişimci için?
Mehmet Şöhrap Sanlı (01:14)
Tam pandemide.
Çok önemli. Şimdi girişimciliğe tabii birçok kişi birçok yaşlarda farklı sebeplerle giriyor. Bu sayı yıllar içinde sürekli desteklendiği için artıyor. İşte ilk başta örneğin tüpidak destekleriyle iş kuran gençlerin sayısı yılda 500-600 iken. Şimdi sayıyı artmasa bile başvurusu artık 30 bin lira çıkmıyor.
Ufuk Erdoğmuş (01:50)
Yani Turpittak destekleyemiyor ama yine de başvuran isteyen artıyor. Popülerleşti bu arada. Bir giriş müzik böyle bir de şey oldu ya havalı bir...
Mehmet Şöhrap Sanlı (01:52)
Sayısı 3.30 civar.
Eskiden
kukulet alayı gezen yarı deliler diye varsayılıyordu, girişimci muhciddiler. Öyle kabul edeyim mi? Fakat bu cümleyi söylememin sebebi şu. Biz uzun yıllar önce Avrupa Birliği Dünya Bankas adına çok sayıda proje yaptık. Bu projeleri yaparken başvuranların arasından kimler girişimciye daha uygundur, kimler değildir konusunda ayıklama yapmamız gerekiyordu. Çünkü çok başvuruluyor.
çeşitli sebeplerle yapılan projeler.
Ufuk Erdoğmuş (02:29)
Proje
başvuruyor. Projeyi desteklemeden önce başvuran kişinin girişimci karakterine uygun olmalı.
Mehmet Şöhrap Sanlı (02:35)
Uygunluğunu
test etmemiz bekleniyordu. Bu son yıllarda çok olan bir şey değil. Son yıllarda onu konuşuruz hep fikir üzerinden. Fikri yeterli mi diye bakılıyor. Ama geçmişte girişimcilik yeterliliği de puanlanıyordu. Bu puanlama sırasında, bu puanlama sistemlerini geliştirirken üzerinde düşündüğümüz teritüre de baktığımızda gördüğümüz şeylerden bir tanesi girişimci başarılı olmak için neyi önemsiyor? Neler önemlidir dediğimizde? Mesela para. Paraya sahip olması önemli midir?
bilgiye sahip olması önemli midir? Teknik beceriye sahip olması önemli mi? Girişimci hangisine sahip olursa başarıya ulaşması daha beklenebilir dediğimizde ilginç bir konu para, çevre, bilgi, teknik bilginin yanında bir de orada motivasyon karşımıza çıkardı ve bunu sorardık. Binlerce defa sorduk. Hakikaten motivasyon diğer bütün faktörlerdeki o sayılabilir tangible faktörlerin ötesinde girişimcinin bu yolu yürüyebilme konusundaki sabrını
Ufuk Erdoğmuş (03:09)
Evet.
Mehmet Şöhrap Sanlı (03:35)
ne kadar uzun süre yürüyebileceğini gösteren bir şey. Aslında biraz karmaşık bir konu. İleride de değişiyor bu arada. Yani yola çıkarken para kazanmak istiyorum diye ortaklık kuran üç tane mevzun arkadaş üç sene sonra kazanılan para birine yetiyor, birine yetmiyor, birine hiç yetmiyor. Biri bir süre sonra işin prestijine dönüyor, birisi değişiyor. Ve o değişim ilk baştaki eksikliğin ötesinde tehlikeli. Çünkü on sene sonra ortaklıkları ayırıyor. On beş sene sonra ortaklıklarda roller değişmeye başlıyor.
Ufuk Erdoğmuş (03:54)
motivasyonu adliye...
Mehmet Şöhrap Sanlı (04:04)
ilk zamanlar mesela kodlamayı en iyi bilen liderken bir süre sonra ağızla en iyi laf yapan lider oluyor. o tüccar olan en iyi yapıyor bir süre sonra da babası en çok para veren şirketin sahibi oluyor diğerlerini görüyor.
Ufuk Erdoğmuş (04:10)
Ürün hazırlığa bak
Evet, evet.
Mehmet Şöhrap Sanlı (04:27)
Bir yaşlarında bir kişi kendini ne kadar tanıyorsa, otuzlu yaşlarda değişiyor. bunu bugün kendi mentorlu programlarımda şu sorgulamayı yapıyorum. Kaç yıldır bir aradasınız diyorum. On yıldır, beş yıldır, üç yıldır falan. Dikkat edin diyorum. Yani hanginiz parayı daha çok seviyorsunuz? Hanginiz liderliği daha çok seviyorsunuz? Hanginizin hedefleri var? Hangisi? Ağabey boş ver, ayakta dursak yetiyor. Yani en alttan alan kim? En iddialı kim? Bunların bilinmesi çok kolay değil ama ileride hayatı çok etkiliyor. O yüzden...
girişimciliğe başlarken en önemli konulardan biri motivasyondur diyoruz.
Ufuk Erdoğmuş (04:59)
Bir de şey tabii yani, hayatta kalmak için o darbeleri yiye yiye pes etmemek için de o motivasyon lazım değil mi? Söyleyip yiyilmadan. Peki. Ok, bizim motivasyonumuz var bir sebepten. Girişimci olmaya karar verdik. Burada çok ilginç bir altbaşlık var. Şimdi detaylara girmeyeceğim. Koca Kitap'ta da ben başlıklar üzerinden espiriler yapmaya çalışacağım. Kararsız insanlardan başarılı girişimci çıkmaz diye bir başlık var. Kısa bir bölüm ama.
Kararsız insanlardan başarılı girişimci çıkmaz
Mehmet Şöhrap Sanlı (05:09)
Tekrar tekrar.
Ufuk Erdoğmuş (05:28)
Şimdi ben üzerine bir şey söylemek istemiyorum. Neden?
Mehmet Şöhrap Sanlı (05:32)
Kararsızlıkla ilgili şöyle bir kere karar işletme yönetimi de teorisi olan bir konu. Karar teorisi var. Karar teorisini biraz kurcaladığımızda ortaya şu çıkıyor ki aslında çoğu insanın normal hayatında sandığı gibi her zaman doğruyu bulmak diye bir ihtimal yok. Yani bir işletme yönetiyorsunuz. İşte paranız şu kadar, yapmanız gereken reklam bu kadar.
yetmeyeceğini biliyorsunuz ama bile bile o adımı atmak zorundasınız. Ya dene bileyim bir elemana ihtiyacınız var. Adayların hiçbirisi uygun değil ama normalde ya olmaz böyle şey deyip tekrar aramaya çıkacağınızı sanıyorsun ama iş hayatı öyle değil. Yani dolayısıyla her zaman içinize size en uygun gelen kararları alarak yürümüyorsunuz. Eğer siz en uygun kararı şimdi bulamadıysam haftaya alırım, haftaya alamazsam bir sonraki haftalarım falan diye israrla yavaşlatıyorsanız hayatı.
İşte girişimcilere o uymuyor. Bazen kötü de olsa en iyi olmadığını da bilseniz yani işi fazla mükemmellikçiliğe taşıdığınız anda girişimcilik sallanmaya başlıyor. Çünkü öyle bir dünya yok yani. Kaynaklar hiçbir şey değil zaten. Değil. Yani dolayısıyla kararsızlıktan kastım. O mu olsun, bu mu olsun, dur Ali'ye de söyleyeyim, Veli'ye de söyleyeyim de uzattığınız zaman iş şeyinden çıkıyor. Uygulanabilir olmaktan çıkıyor. Ama bu şu demek değil tabii yani. Hiç düşünmeden, hiç seçeneklere bakmadan gelişine sürekli karar alırım.
dengesizliğinden bahsetmiyorum. Burada kararsızlıktan koştum. Makul bir arama tarama. Yeterince... Bir şekilde hayatın akışını durdurmadan karar alabilmeyi genellikle gerektiriyor bu işler. Örneğin müşteri bir fiyat veriyor. Sen de yurtdışındasın, fuarda konuştun. Adam hadi bakalım diyor. Bir şey demek zorundasın ona. Ben ülkeme döneyim diye bilmem ne falan demeye vaktin yoksa...
Ufuk Erdoğmuş (07:17)
satışın doğasına da aykırı bu. Ne kadar hızlı yaparsan kapatma.
Mehmet Şöhrap Sanlı (07:20)
Kapatış
sırasında eğer bilgi hazırlığın, karar setlerin deneyimi yüksekse kararsızlığın etkisi azalıyor ama ilk baştaki yeni nesil girişimcilikte kararsızlıkla epey bir mücadele edilmesi gerekiyor.
Ufuk Erdoğmuş (07:32)
Zaten şey var ya bizde en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir diye bir söz var.
Mehmet Şöhrap Sanlı (07:35)
E
saat örneği
Ufuk Erdoğmuş (07:42)
Bir de şey var İngilizce çok sevdiğim, inaction is also an action diye. Hiçbir şey yapmamak da aslında farkında değil girişimciliğin için ama o da aslında bir karar.
Girişimcilikte risk alabilmek
Current state'i korumak aslında bir karar yani. O bile bir şey olması gerekiyor. Peki ama o zaman bir de mesela risk faktörü var. Şimdi hızlı kararı almak lazım, kararlı olmak lazım. Eyvallah. Ama girişimciler risk alan insanlardır da diyor. Şimdi risk aldık.
O riske alabilmek diyelim. ben onu soracaktım. Şimdi karar alırken veriye dayalı yorum yapmak gerekiyor. İllaki risk almanın sınırı nedir bu durumda?
Mehmet Şöhrap Sanlı (08:16)
Risk almanın sınırı, bu arada çok sorulan bir soru bana. Çok sorulan sorular oluyor bazen. Bir tanesi şöyle, ya hocam biz ne kadar risk almalıyız? Ya da şöyle söyleyeyim. Şöyle soruluyor. Biz işimizde başarılı olup olamayacağını ne kadar sürelik bir çabadan sonra karar vermeliyiz? Yani baktı ki istediği gibi gitmiyor diyelim.
Ufuk Erdoğmuş (08:37)
Bunun
bir cevabı
Mehmet Şöhrap Sanlı (08:40)
Bu
soruluyor. Yani biz ne kadar dayanmalıyız? Ben de diyorum ki düştüğünde tekrar kalkabilecek haldeyken bırak. Bir daha kalkamayacak hale kadar durursan olmaz. Bataklıkta ne kadar yürümeliyim? E, gömülmeyecek kadar. Ama benim hep örneğim şu oldu. Düştüğünde tekrar kalkıp yeni bir başlangıç yapabilecek haldeyken bırak. Aksi durumda öyle bir noktaya kadar taşıdın ki inanılmaz devlet, kamu borcu. Mesela bizim girişimdeki en tehlikeli şey kamu borcu oluşturmaktır.
Sigortaları ödememek, vergi ödememek. Çünkü kamu borçlarında şirketlerin hiçbir koruma duvarı çalışmaz. Limitet şirket, sözde limitet. Ama kamu borcunda limitet şey yok. Babanı bile bulurlar yani. O bakımdan kamu borcu, sigorta borcu, kredi borcu gibi borçları aşırı hale getirip, ondan sonra da ya ben artık yapamıyorum demenin bir anlam yok. Şu risk o anlamda, tabii bu riski illa maddi zararları üzerinden değerlendirmeye gerek yok. Yani belki de...
Ufuk Erdoğmuş (09:30)
Artık çok geç olmuş.
Mehmet Şöhrap Sanlı (09:39)
Çok erken karar, çok erken de vazgeçilebilir. Ama bu girişimcilik de risk almayı beceremiyor san. İşte kararsızlıkla risk alamamak bir yan yana duruyor. Yani iki üç tane seçenekten biri...
Ufuk Erdoğmuş (09:50)
Genelde
zaten bir riski alamama korkusuyla insan karar veriyor.
Mehmet Şöhrap Sanlı (09:53)
Karar
veremiyor. Kaybettiğin ile kayıplardan doğabilecek o opportunity costtan korkuyor.
Ufuk Erdoğmuş (09:59)
Ya bunu seçersen öbüründen şunu kaybedeceğim.
Mehmet Şöhrap Sanlı (10:03)
Gerişimciliğin
temel ikinci başlığı risk konusu. Risk konusunda cesur olmak lazım. Biraz da böyle hakikaten fazla inceleyip sık dokunmayacak.
Riski değerlendirirken aldığın kararlar daha burada cesaret emir mi? Daha çok özgüven değil.
Ufuk Erdoğmuş (10:22)
Aynen, okey. demek istedim.
Olmayacak şeyi atlamak cesareti değil.
Mehmet Şöhrap Sanlı (10:28)
Evet. Ben kitabım bir yerinde geçer. Yani biz girişimciyi tarif ederken bu çok komik durumlarda oluşturuyoruz bazen. Yani girişimciyi tarif eden bir eğitim slaytına bir kitaba bakın. Efendim, azimlidir, mücadelecidir, takım insanıdır, güvenlidir vesaire. Hani Superman uçuyor. Öyle bir şey yok. Yani tabii bazı şeyleri normal insandan daha farklı yapan ama
Ufuk Erdoğmuş (10:49)
Ben de onu diyeyim süper kahraman gibi. Öyle bir şey yok ya.
Mehmet Şöhrap Sanlı (10:58)
kararlı, risk alabilen ve de çevresindeki insanlara liderlik yapabilme sorumluluğuna sahip olmak gerekir. Ben üç kavramı, liderliği, kararlı olmayı ve risklerle baş edebilmeyi olmazsa olmaz üçlü diye tarif ederim. Yıllardan beri bütün konular bana sorulduğunda. Yani risk alabilecek kadar kayıptan korkmayacak bir insan olman lazım. E kararlı olman lazım. Ne dediğinden kendine bir özgüvenin olması lazım. Bir de ya müşteriye
ya çalışanlarına, ya finansörlerine, ya ailene, ya gelin arkamdan ben sizi doğru yerlere götüreceğim diyecek bir öz güvenizin olması lazım ki ben bunu liderlik diye tarif ediyorum. Kendimizden başka bir insanı yön verme gücü ve kabiliyetine sahip olmaktır liderlik.
Liderlik öğrenilebilir midir?
Ufuk Erdoğmuş (11:43)
liderliğin öğrenilebilir olduğunu düşünüyor musun?
Mehmet Şöhrap Sanlı (11:45)
Çünkü liderlik konusu, yani öğrenilebilir olmanın ötesinde...
Ufuk Erdoğmuş (11:50)
Geliştirilebilir bir özellik olduğunu düşünüyorum da o yüzden sordum ben.
Mehmet Şöhrap Sanlı (11:53)
Hem
geliştirebiliriz, şundan geliştirebiliriz çünkü birtakım tavırlar, birtakım uygulamalar. Mesela takım yönetim algoritmaları var şu anda. Geçmişte bunlar sadece proje yöneticilerine öğretilen şeylerdi. Şimdi her takım yönetisi asanayı kullanmayı bilmek zorunda ya da benzer şeyler. Şimdi böyle olunca şunu düşünebiliyoruz. İşin öğrenilirliğinin ötesinde giriş imcidilikle liderlik kavramı bizde çok göz ardı ediliyor. Bunların önemli kavramları olduğunu göz ardı ediyoruz.
Yani yıllardır sahnede girişimcel izliyor, demo değerlerle falan. Hep fikrine bakıyoruz, hep eğitimine bakıyoruz, CVS'ine bakıyoruz fakat yarın...
Ufuk Erdoğmuş (12:27)
Bir girişimci yıllardır
Mehmet Şöhrap Sanlı (12:31)
Türkiye'de
karıştı bu konu zaten. belki daha daha çöpebiliriz.
Ufuk Erdoğmuş (12:35)
Bence
genelde öyle ya bir kurumda bir üst düzeyleceği ayrılıyor girişimci oluyor falan.
Mehmet Şöhrap Sanlı (12:38)
İngilodaklı girişimcilik, bu TÜBİTAK'ın mesajıydı yıllar önce. Bu görevi gereği, TÜBİTAK bunu desteklemek için yola çıktı. Fakat o kadar yalın tekil kaldı ki bu destek yolunda. Başka kimse başka hiçbir şey desteklemeyince geriye sanki bu kaldı. Biz ticari girişimciliği desteklemeye unuttuk biz.
Ufuk Erdoğmuş (12:57)
Çok güzel bir yere geldiniz. Ben bir yerde bu konu açılsa da sorsam diyordum.
Farklı girişimler, farklı kıstaslarla değerlendirilmeli
Çok konu dışı olacak ama biz girişimcilik deyince hep startup girişim falan deyince hep böyle dünyadaki güncel örneklerden işte teknoloji girişimlerini düşünüyoruz. Ben hep şey diyorum bakkallık da bir girişimlik. Ben mahallemde orijinal bir bakkal dükkanı açacağım. Aynı şey değil mi yani Facebook'u kurup yönetmek işte Elon Musk'ın Tesla'yı kurmasıyla mahallede bakkal açma o kadar örtüşüyor ki bana göre. Bu doğru mudur yani?
Mehmet Şöhrap Sanlı (13:25)
Biz bu kitabın başında anlatılan 90'ların ortasında başladığımız girişimci programları tasarlamaya ilk tasarladığımız girişimci programlarında bizden istenen, Dünya Bankası'nın bizden istediği şuydu. Türkiye'de özelleştirme yapıyoruz ve fabrikalarda özelleştirilen fabrikalar ki o denen bu Sümerbank fabrikalarıydı. Ondan fazla şehirde Sümerbanklar kapatılıyor. Kahraman'da, Adana'da, şurada burada ve buradan yaklaşık 4000 işçi işsiz kalacaktı. Bu 4000 işçinin de
eğitimlerine baktığımız zaman çoğu da nitelikli işçi. Kimisi kaynakçılığı biliyor, bakım ustalığı var ya da bileyim makine operatörü falan. Bunların iş kurması gerekiyordu. Şimdi bu projeler yapıldığında ki bunların adı özelleştirme sosyal destek projesiydi. Dünyada özelleştirme sonrası ortaya çıkacak sosyal sorunlar olduğu biliniyor. O şehirlere, o ekonomik bölgeler bundan etkilenmesin diye proje yapmayı da biliyorlardı. Bize de anladık. Biz de uygulayıcılardan biri olduk. O projeler çok başarılı.
Yani oradan çıkan kişi endüsyel fan üretti. İşte havalandırma ustası. Kavadçılığıydı ya başladı ama inovatif duyguları onu endüsyel fan üretimine itti. Bugün bu kitleyle çalışamıyoruz biz. Bugün bize bir ayakkabı ustası bir programa başvursa vermiyoruz, alamıyoruz. Çünkü bizim jürilerimiz, bizim demodelerimiz, bizim yapılarımız hepsi şöyle bakıyor. Yatırım yapılabilir mi? Ölçeklenebilir mi? Ölçeklenmek bizim için.
Ufuk Erdoğmuş (14:28)
Zaten bildiği işi forna...
Evet değil mi?
Evet, ben de öyle düşünüyorum ayakkabı için nereye gerçeklenecekler?
Mehmet Şöhrap Sanlı (14:53)
Yani
şart değil, yatırım yapanlar için öleceklenmek. Dünya bu oyunu böyle oynuyor. Az önce konuştuğumuz o bütün büyük başarı örneklerin hepsi de çok oyuncu var. Yani Japonya'da biliyorsun bir tane softbankin sahibi her şeye para yatırıyor. Şimdi bu adamı çekebilmen için, onun yatırım fonunu Türkiye'ye çekebilmen ya da projeni çekebilmen için onun kurallarına göre...
Ufuk Erdoğmuş (15:13)
Çünkü en büyük yatırımcı bir koyup 10 almaya alışmış ayakkabıcıya bir koyup 10 almayacak. 2 alacak en fazla o yüzden yatırmıyor.
Mehmet Şöhrap Sanlı (15:19)
Bu girişimci ekosisteminin doğrusu, girişimcin doğrusu değil bu. Bu doğruyu yatsımıyoruz. Ben de bu ekosistemin bir parçası. Girişimci ekosisteminde büyüyecek projeler bizleri ilgilendirir. Ama girişimciyi o ilgilendirmiyor ki. Girişimci kuru temizleme çapkırık. Eskiden açıyorlardı. Eskiden bizim programlarımıza, yani 90'ların ortasına başladığımız 2004-2005'e kadar bir 10 sene her türlü nitelikli girişim, tamam, şu değil. Yani ben taksi plakası aldım hocam. Taksici olmak istiyorum.
Ufuk Erdoğmuş (15:46)
Tamam yani aynı.
Mehmet Şöhrap Sanlı (15:48)
O
bile var. Doğru taksicilik bile çalışırabilir. Bir ara bizim endüstri mühendislerinin meslek netvörüklerinde şöyle bir şey döndü. İstanbul'da bir simitçi bankaların çıkış saatinde Fındıklı'da, Levent'te tam çıkış saatinde beşe doğru sıcak simit getirtiyor. Çok iyi. İki tane, iki kasa sıcak simit getirtiyor. Millet gerisi sabahleyin gelen soğuk simit satarken bu saat beşe beş kala getirttiği sıcak simit satıyor ve anında bitiriyor. Bizim arkadaşlarından biri dikkat etmiş. Fotoğraflarını paylaş. Adamın bakar mısın?
Ufuk Erdoğmuş (16:20)
Bunu ben kullanırım bundan
Mehmet Şöhrap Sanlı (16:22)
E
işte bu girişimciliktir bu. Biz bunları unuttuk. O yüzden biz en inovatif sektörlerde bile inovatif olmayan davranışları seyrediyoruz. Oyun sektöründe kişi Fransa'daki ana stüdyodan parasını alıyor aylık 50 bin dolarını, reklama basıyor. Hiçbir oyunu hit yapmıyor ama bir buçuk yıl oyun firması şimdi ortalıkta gezebiliyor. Buna biz girişimcilik dedik ama düşünen abiyi, işte efendim kuru temizleme de şurada burada demek tamam. Yani şu anda ekosistem bunu yapamaz. Bu tür destekler ancak derneklerle olur.
Kamunun başka yönüyle olur falan ama ekosistem arada bir dönüp de bu biraz tabi istihdam odaklı girişimciliğe dönüyor. Onu unuttuk epey zamandır ama unutulmaması gerekiyor.
Ufuk Erdoğmuş (17:01)
Şimdi
modasını görüyorum ben LinkedIn'de. Belki benim takip ettiğim tiplerden dolayı benim kendi algıda seçiciliğim de olabilir. Bir bootstrap dalgası geliyor zaten tekrar teknolojide. Çünkü yatırım biraz... Para olmuyor. olmuyor aynen. Yatırım dünyası küçüldüğü için. İlgilenerek de...
Mehmet Şöhrap Sanlı (17:15)
Startup Watch'un bugünkü sunumuna göre ilk çeyrekte 60 milyon dolara yakın yatırım var. 2023 lüktan bu yana en düşük çeyrek. Şu anda yatırım exit meksit imkanları biraz da azaldı. Tekrar artar.
Ufuk Erdoğmuş (17:29)
Bu
dalga zaten sinüs heyresinde ama pandemide absürt bir seviyeye çıkmıştı. O normal değildi. Üç sene önceki hali anormaldi. Şimdi AI dışında yine kalmadı ama gelecektir illaki gelecektir. Sonuçta bir zenginler yatırmıyacak, nereye koyacağını bilemeyecek parayı bir noktada. Doğru. Bir noktada gelecektir.
Her ArGe projesi bir girişim fikri değildir
Bu arada Smith girişimi de olur dedik. Burada çok güzel bir şey vardı. Dur başlığı bulayım. Her Arge projesi bir iş fikri değildir diye bir başlık. Bu benim çok sevdiğim bir konu.
Evet.
Başlıklar çekici çünkü yani altında anlatıyor güzelce ama
Mehmet Şöhrap Sanlı (18:05)
Şimdi her arge projesi bir iş fikri değildir.
Ufuk Erdoğmuş (18:08)
Önce
söyleyeyim işte hep startup girişim gibi diyoruz ya Argue projesi olmak zorunda mı yani değil değil mi? Bir de Argue projesi de girişim.
Mehmet Şöhrap Sanlı (18:13)
Ama
bunu neden söylediğimin örneği anlatayım. İstanbul'da bir teknoloji zirvesindeyiz de ben de bir panel yönettim. Konuşmalar bitti. Salona döndüm. Sorunuz var mı dedim. Bir tanesi mikrofonu istedi. Elini kaldı. Soruyu sordu. Ben dedim. Bilmem ne üniversitesinde. Akademisyenim dedi. İşte şu şu alanda çalışıyorum. Gayet teknolojik alan. Bundan 4 yıl önce dedi. Bir projemi dedi. Tüpitaha sundum. Tüpitak beni destekled dedi. Sonra 6 ay geçti dedi. 2. kademe başvurdum. Onu da destekledi.
Ufuk Erdoğmuş (18:42)
araştırmada bir şey yapıyor yani
Mehmet Şöhrap Sanlı (18:43)
Sonra
başka bir yere gittim dedi, onu yaptım, sonra bunu yaptım. Ben de 4 yıldır uğraşıyorum dedi ama dedi bugün hiç ticareleşemedim dedi ve geçeriye dönüp baktığımda bu 4 yılımı kayıp gibi görüyorum dedi. Bu 4 yılın kayıp olmasını ve benim bugün hiçbir şey kazanamamamda yıllardır beni destekleyen, RG yap yap diye iki de bir destekleyen bu kamu kurumdan hiç suçu yok mu dedi. Bütün salon bir böyle sessiz sessiz kaldık biz. Dedim tabii ki suçu yok yani o kişi sizleri yani o kurum sizi desteklerken
Neyi desteklediğini saklamıyor ki. ARGE yapmanızı istiyorlar. ARGE'den ticari fikir çıkarıp çıkaramak size kalmış. O kurumları eleştirebilirim. Yıllardır da eleştiriyorum. Yeterince ticari fikirleri, ARGE'nin ticari potansiyeli olan türlerini seçmeye, yeterli çaba göstermemekle eleştiriyorum onları. uyguladığım programlarda da. Ama bu demek değil ki siz bütün suçu gidip de kuruma atamazsınız. Dolayısıyla ARGE fikirleri, araştırma, geliştirme fikirciliği herkesin ihtiyacı Türkiye'de.
Kurumların ihtiyacı, sektörün ihtiyacı, kamu maliyesinin, herkesin ihtiyacı dolayısıyla herkes bunu destekledi ama bir girişimci ARGE'den, ARGE yapmaya hakkının olabilmesi için sürdürülebilir bir ARGE kanalına
Ufuk Erdoğmuş (19:54)
Argenin
sonucunda para kazanıyor olması.
Mehmet Şöhrap Sanlı (19:57)
Elbette.
İkinci bir defa yapamayacaksan, üçüncü bir defa yapamayacaksan olmaz. Çok var öyle bir proje. Yani zamanında mesela işte örneğini... Tam örnek vermeyeyim ama... Kim oldu belli olmasın. Beyin dalgalarından şunu bunu yapmak gibi bir projeler vardı. Bugün hiçbirisi yok. Ne bileyim... Bir tane söyleyeyim. Deniz dalgasından enerji üretim projeler. Defalarca bize geldi.
Ufuk Erdoğmuş (20:17)
Onu bir ürün
Mehmet Şöhrap Sanlı (20:24)
Belki bazen engelleyemedik, biz de kurumlara yönlendirdik bunu. Bazılarını da destekledi. Fakat biliyoruz ki bu çok zor bir konu, bu yapılamaz. Akdeniz'in dalgasıyla elektrik üretmek çok katmanlı RG'leri gerektiriyor. Onun enerjiyi nasıl taşıyacaksın, ne bileyim kötü havalarda orayı nasıl koruyacaksın, deniz atıverir bir gün, sinirlenir. Olmadı ama, RG'nin içinde kaybetmekten korkmamak var ama girişimcinin buna gücü olması lazım.
tek atımlı mermis olan bir grubun RG'yi ticare fikri olarak yaparken bir daha düşünmesi lazım.
İş fikrinin, hem girişimciye hem de piyasaya uygun olması gerekiyor
Ufuk Erdoğmuş (21:00)
Burada bir başlık da onun öncesindeydi şey hani her Argi fikri iş fikri değildir. Bir yandan da iş fikrinin hem girişimciye hem de piyasaya uyması gerekiyor gibi bir başlık vardı. Burada girişimciye uyma konusu ne tam olarak?
Mehmet Şöhrap Sanlı (21:13)
İş fikrinin önce konumunu bir belirleyelim. İş fikri nedeni. Mesela evet. Şimdi girişimcilik de girişimci kişi çok girişimci olmak istiyor. Hayat kendi başına, kitabın başlığı da kendi geleceğini kendi çabalarına şekillendirmek. Bu cümleyi seviyorum sevdiğim için de zaten başlığın üstüne de yazdım. Kendi geleceğini kendi çabasıyla şekillendirme faaliyetinin realiz olabilmesi için bir fikir olması lazım. fikir. Şimdi bu fikrin bir, kişiye uygun olmaz. Kişiye uygunluktan kasıt şu.
Bu fikrin başarılı olabilmesi için gösterilecek çabalar, girişimcinin yerine getirmekte başarılı olacağı şeyler mi? Örneğin başarılı bir yazılımcı olmak için kendi başına çalışmaktan ve o motivasyonu sessiz geceler sabahlara kadar kodla uğraşmanın motivasyonunu tanımak lazım. Yani o zorluğu da bilmek lazım değil mi? Ya da ne bileyim, tamamen konuşmacı olmak, satış elemanısın, işte reprezantsın, başarılı bir reprezent olmak için dilinin iyi olması lazım. Hangi dilde konuşuyorsan.
ve de insanlarla konuşarak iletişim kurmaktan gocum olman lazım. Aynen. Dolayısıyla fikrin girişimce uygun olmasına kastımız bu. Biomedical konusunda bir ürün gelişmine...
Ufuk Erdoğmuş (22:19)
Sadece
yapabilmek değil, o girişim fikrini devam ettirirken yıllarca o işi yaparken sıkılmıyor olmanız.
Mehmet Şöhrap Sanlı (22:23)
Yıllarca yapabilmek. Sıkılmıyor
ve onu bir rekabet avantajı olarak sırtında taşımaktan da yorulmaman lazım. Mesela ben şahsen aşırı seyahatli yaşadım. 35 yıllık kariyerimde 35 bin uçak yolculuğu yapmamışımdır, 5 bin tane de yapmışımdır. Bundan gocunmamak lazım. Yani seyahatten gocunmamak lazım, yeni insanlara bir şey anlatmaktan gocunmamak Yani iş fikrinin, kişiye uyumunun birçok boyutu var. Bir tanesi bu. Onun dışında...
iş fikrinin piyasaya da uygun olması lazım. Mesela az önce konuştuğumuz, evet kuru temizlemece, evet araba kiralama olabilir ama onlar çağın yeni parlak fikirleri onlar değil. Yeni parlak fikir bugün yapay zekayla içeri gür etmek. Şimdi hem sana uygun olacak hem çağa uygun olacak hem de senin bir takım sürdürülebilirlik imkanlarına sahip olacaksın. O konuda bir ekip kurman lazım, müşteriye geliştirmelisin falan. Yani iş fikri girişimcilerin
Benim çok karşılaştığım bir boşluğudur. Ben seminerler de, seminer biter, gelirler karşıma. Ya hocam bizim, biz çok girişimli olmak istiyoruz ama bizim bir iş fikrimiz net değil. O zaman girişimiz olmazsa gerek yok ki. Yani gidin. Fikir net olduğunda girişimciliği konuşabiliriz. Yani önce girişimcilik sonra fikir diye bir şey yok. Önce fikir sonra girişimcilik.
Ufuk Erdoğmuş (23:37)
Ben şey diye tahmin
Girişimci olmanın yaşı ve şans faktörü
Bu yüzden ben şöyle düşünüyorum hani ben bu yoldan geçmedim ama işlediğini gözlemlediğim bir fikir, doğru mudur siz söyleyin. Yani bir sektörde çalışıyorsun, yeterince tecrübe edilince zaten bir fikirler çıkıyor. Evet. Böyle düşünüyorum, doğru mu? Bu genelde olur mu? Bir sektörün bir ihtiyacını, o sektörün bir boşluğunu ya da o sektörün büyük bir pasta vardır. Genelde bunu çok görüyorum bireysel girişimcilerde.
Mehmet Şöhrap Sanlı (24:04)
Bu biraz şöyle tartışmalı bir konu. Şundan tartışmalı. İki boyut var bunun. Doğru girişimci yaş nedir? Doğru girişimci yaş nedir? Doğru girişimci yaş nedir sorusunun eski cevabı, eskiden doğru cevabı erken yaşta. Yani üniversite mezuniyetinden hemen 1-2 yıl sonra. Yani 23-24 yaşlar en uygun yaşlar. Risk alabilirken, çor çocuk evlilik falan filan gibi hayat bağları azken denemenin daha kolay olduğu diye varsayılıyordu. Fakat sonra, tabii Türkiye'de yapılmıyor da, dünyada yapılan
Ufuk Erdoğmuş (24:10)
Ben biraz önü yargılıyım o konuda.
Bir tek iş.
Mehmet Şöhrap Sanlı (24:34)
araştırmalar vesaire. Şunu gösteriyor. 35'in ikinci yani 30'lı yıllarçıların ikinci dönemi, 40'ların başı daha uygun. Neden? Network'un oluşmuş durumda artık. Selam verebileceğin insanların, telefon açabileceğin insanların sayısı artmış durumda. Sen bildiğini tam biliyorsun. Ama deneysel kısmın kalmadı. Yani artık deneme şeyin yok. Sen iyi bir beyazca kadar olduysan geçmiş olsun. Şu yanlış. Ben kendi hayatımda da çok yaşadım.
ilk kurduğumuz şirketlerdeki ortaklarımız da kendi arasına bunu tartıştı. Ya biz şimdi yapmayalım da ben bir gideyim de kurumsal hayatta biraz çalışayım da 5-10 sene sonra gelirim tekrar aranıza diyenlerin hiçbirisi geri geldi. Öyle bir ihtimal yok.
Ufuk Erdoğmuş (25:12)
O
ayrı
Mehmet Şöhrap Sanlı (25:16)
Farklı
dünya, farklı her yerde savaş veriyoruz. Yani orada da o veriyor, burada da biz veriyoruz. O saatten sonra biz onu kabul etmeyiz. Çünkü biz çok şey yaşamış oluruz. O saatten sonra o bizi istemez. O çünkü çok alışmıştır bazı şartlara. O bakımdan yaş konusu, yaş ve fikir konusu sanıyorum biraz da tesadüflere, kısmete de bağlı. Yani aynı anda hem yaşın...
Ufuk Erdoğmuş (25:39)
Sözün
buraya gelmesi de benim çok hoşuma gidiyor da. Şans faktörü var ama değil Var var. Ben kimle konuşsam... Bir şeyler bazen denk geliyor.
Mehmet Şöhrap Sanlı (25:43)
Olmazmış. Doğru zamanda doğru yerde olmakla ödeyemez. Ben
hani isim vermiyorum ama bizim ekosistemde çok başarılı olup da aslında bu başarıyı prototip halinde kimseye anlatamayacağımız ne çok başarı hikayesi var. alakası. Denk geliyor. Yani kişiyi, fikri, ortamı vesaireyi topla böyle. Bana sorsunlar bu fikir başarılı olur mu bu ekipte? Hayatta olmaz diyecek insanları oldu. Bütün faktörleri biliyoruz demek çok iddialı olur.
Ufuk Erdoğmuş (26:08)
Çünkü olur dedikleri kadarı
Çok geniş. İşte o yüzden de motivasyon olacak ki o şans günü gelene kadar tutturabilesin. Şimdi artık bir yerden sonra iş planından da bahsettik. Bu iş planı gerçekten bu kadar önemli mi? Yani ben çok alaylıyım, çok tembel bir insanım. O yüzden hiçbir zaman düzgün iş planım olmadı. Belki de o yüzden düzgün bir girişimci de olamadım. Ama hani iş planı neden bu kadar önemli? Şu yolda çok düzüyoruz. E baştan yaptığımız plan nasılsa tutmuyor.
Mehmet Şöhrap Sanlı (26:17)
uğraş uğraş sonra
İş planı aslında nedir?
Ya şöyle, bu işin
Şöyle bizim iş planı kavramını Türkiye'de anlayış biçimimiz bir türlü tam oturmadı. Niye oturmadı? Mesela benim bildiğim, ben bir iş kurma süreci tasarladım. Yıllarca bunu herkes kullandı. Kurumlar kullandı. Ne bileyim bizim çalışanlarımız kullandı. Bu süreçte şöyle bir şey var. Girişimci iş kurmak istediğini düşünmeye başlar. Girişimci bir fikir bulur. Girişimci kendine bir yol haritası çizer. Girişimci yol haritasından sonra iş planı yazmaz hemen.
Hep böyle varsayıldı. O yüzden iş planının bu değişkenliklere karşı aşırı stabil hale eleştirildi. Oysa arada bir tane fizibilite halkası var. Biz bu fizibiliteciliği Türkiye'de parayla devletten teşvik almak için yazılan şeyler diye varsaydı mı? Fizibiliteler hep bizde kambur oldu. Oysa fizibilite ne demek? Yapılabilirlik raporu diyeyim. Ben öyle kullandım. İngilizce kullanmadım. Yapılabilirliğine bak. Mesela yapılabilikten kasutçu.
Efendim benim şu kadar para 10 milyon lira para mı var diyelim ki? Ben şimdi Urla'da bir otel açmalı mıyım?
Ufuk Erdoğmuş (27:44)
10 milyona zosh ver
Mehmet Şöhrap Sanlı (27:45)
100 milyon olsun. 100 milyon olsun. Eski rakam. 100
milyon olsun. Otel açmalı mıyım? Otel açmak için, oteli açıp açmayacağımı iş planıyla belirlemem ki ben. Ben onun için yapılabiline bakmam lazım. Yani kabaca taşıyabilir bir şey var mı burada? Bu fikir, bu karlılığı, bu sürdürebilirliği. Yapılabilirliğe bakmak. Yapılabililik eğer bana ışık veriyorsa, örneğin senin yaptığın işe bakalım. Sen mobil app'ler geliştiriyorsun diyelim ki ya da
platformlar. Bu işin yapılabilir olduğuna önce karar verme daha sonra bunu ince eleyip sık diyacak, fine tune etmek için iş planı yapman gerekiyor. Mesela benim en çok karşılaştığım şey, bugüne kadar satış yaptığınız müşteri gruplarını bana listeleyin diyorum girişimcilerime veya bugün yapan çocuk gibi bana bugüne kadar sattığın şehirleri listele dedim. Ne çıktı biliyor musun? Birincisi İstanbul, ikincisi İzmir, üçüncüsü Ankara. Hiçbir projede.
İyi bir planlamaz olan hiçbir projede İzmir ikinci çıkmaz. Ankara iki çıkar. Demek ki bir plan uğruna, bir dokunuşla yönetmemiş şirketin yani tesadüflere bırakmış öyle olmuş. İş planın amacı bu tesadüflere bırakmadan bizim için doğru olan senaryoyu yaşamaya doğru bir adım atmak. İş planın amacı bu. Bunu ister 100 sayfayla yap, ister 3 sayfaya yap. Yok.
Ufuk Erdoğmuş (28:45)
Aduz alin.
Öyle denk gelmiş.
Mehmet Şöhrap Sanlı (29:07)
Mesela benim çok başıma gelen bir şey. Televizyon programında bir girişimciyi tanıttım ki o da tesadüfi İzmir'i bir girişimciydi yıllar önce. Televizyon programı bitti. Tabii ki telefonlar verildi, girişimciyi tanıttık. Telefon geliyor sürekli. O da seviniyor hocam. Bak diyor ne güzel hemen aradı. Kim arıyor diyorum şu ara. Arayan sektörlerin hiçbirisi bizim onunla yaptığımız çalışmadığımız, öngördüğümüz proaktivite kapsamında ele aldığımız sektör değil. Hep başka sektörler arıyor bizi. Ben de kızdım. Ya dedim sen ***
Ufuk Erdoğmuş (29:27)
Hoşça kalın.
Mehmet Şöhrap Sanlı (29:36)
Niye fikri dedim bana sürekli burasından anlattın? Bu fikrin bir de burası varmış. İşte iş planı bu demek. Yani bu fikri başarıya taşıyabilmek için yapmamız gerekenlerin inceleyip sık dökülmüş bir planın benim hayatıma katkı verirse ki birinci İstanbul, ikinci Ankara, üçüncü İzmir'de satış odaklanması istiyorsam ben bunu iş planıyla yönlendirmem lazım. Aksi durumda yaşam beni bir yere atıyor. Ben de ondan sonra o gerçekleşmelerin peşinden koşuyorum.
Ufuk Erdoğmuş (29:51)
En
Ben şimdi şöyle düşünüyorum. Ben mesela şimdi artık biz şey noktasına da geldik. Yani bir projesi olanlarla beraber geliştirme gibi, venture studio gibi yapmaya çalışıyoruz.
İş planını yazmak neden çok önemli?
Geliyorlar fikirle ben hemen bu fizibilite gibi işte şu kadar bir iş olur, bu kadar getirir mi hemen bunları sorguluyorum. Ama ayaküstü tam böyle yalap şap diyelim. Onlar çünkü artık ben 15 senedir yazım geliştirmekten o oturmuş. Doğru. Yaz deseniz yazarım da ama yazmaya gerek görmüyorum çünkü ben yarım saatte zaten onu çözüyorum.
Ama iş planı ondan sonrası diyorsunuz. Sonrası. Şimdi o sonrasında yazmak ne kadar önemli? Yani gerçekten bunu kağıda dökmek gerekir mi?
Mehmet Şöhrap Sanlı (30:31)
gerekir
çünkü gerekmeden şunu yapamazsın. Mesela biz de, ERP'yi çok konuşuyoruz Türkiye'de. ERP'nin atalarını hiç bilmiyoruz ama biz. ERP'nin ataları MRP1, MRP2. MRP1'i hiç tanımıyoruz. Yani dünyada IBM iş dünyasında bilgisayar olarak kullanılmaya başlandığında iş dünyasında şu derdi vardı. Ya benim 100 tane müşterim, 20 çeşit ürünüm, 100 çeşit de tedarikçim var. 100 tedarikçiden 20 ürünü 100 müşteriye götüren o
Çoklu dünyanın gündelik hayata ve makinelere ve malzemelere ve bilinmemelere dağıtı mı problemini insan beyni çözemez. İnsan beyninizi şöyle çözer olsa olsa, canım bugün en azından bunu yapmamız lazım. Bari bunu yap. Bizim Türkiye'de alışmadığımız, bir türlü alışmadığımız, belki de İngilizce olduğu için bir türlü alışamadığımız şey optimizasyon kavramı. Biz buna bir türlü adapte olamıyoruz. Optimiz edemiyoruz şeyleri biz. Ya oradan fazla harcıyoruz ya buradan kaybediyoruz. Ya oradan fazla ya buradan kaybetmeyi kabullendiğimiz için biz
Tüm kültürümüzün içinde. bir tık yukarıya... Ya şöyle söyleyeyim. Yıllar önce Adıyaman'da bir grup hazırgin firmasıyla proje yapıyoruz. Proje için camlardan atölyeleri takip ediyoruz, ölçümler yapıyoruz falan. Olay şu, 10 tane dikiş makinesi var. Üçüncüsünün önünde sürekli yığılıyor parçalar. Bu çok belli. Kitaplarda yazıyor. Yığılma varsa oradaki işlem süreci uzundur. Uzundur. Adı var bunun. Adı çünkü...
Ufuk Erdoğmuş (31:34)
Verimsiz çabuk.
Mehmet Şöhrap Sanlı (31:58)
Hatta engeleme problemi zaten. Line balancing problemi bu kadar net. İndim dedim ki bu makineden bir tane daha var mı? Vardırlar. O makineyi de yanına koydum. Hani işlemi böldürmek falan daha teknik bir konu. Bir makine daha koydurdum, bir eleman daha koydurdum. Hatta kapasitesi o gün %100 arttı. Yani öğlene kadar 500 tane diken, öğleden sonra 1000 tane dikti. Sonra adım benim şey oldu. Fabrikaları uç, hızlandırıyor bu adam falan.
Bu kadar bilime ters olunur mu canım? Yani saniye bazlı iyileştirmeler firmalara yıl sonunda %50'lik %30'luk büyümeler getiriyor. Biz bugün bunu hala bilmiyoruz.
Ufuk Erdoğmuş (32:34)
Kürtürde kibi eksik ya. ben bir tane firmim, neyse şey yapmayayım detaya girmeyeyim. Yazılımla verimi en az yüzde 10 artacak. Milyon eurolar dönüyor. Hani ne oluyor? 10 milyon euro olsa 1 milyon euro belki cirosu artacak. İşte yazılımı maliyeti 40 bin dolardı o zaman. Çok ya falan derler.
Mehmet Şöhrap Sanlı (32:53)
Yani işte bu iş planı neden Türkiye'de tam olarak kucaklanmadığının altında bu yatıyor. Biz o başarıya etkilen tüm faktörleri, tüm detaylarıyla anlayalım. Doğru bir sırayla doğru sırada çözelim. Gibi bir telaşımız yok bizim ülkede. Biz herkes hangi problemi çözeliyorsa biz de onu çözelim. Herkes hangisini gönderdiğinde... Mesela şey, bu startuplar da iletiyor. Mesela elektrik konusunda...
Ufuk Erdoğmuş (33:12)
Tamam mı? Bizde şey... Bizde pizzacı açar, meşhur olur yanına 8 pizzacı daha aç.
Mehmet Şöhrap Sanlı (33:20)
enerji maliyeti düşüren bir şey çok popüler olduğunda herkes o hizmeti satın alıyor. Ertesi gün herkes eleman işte becerilerini ölçen yazılımın peşine düşüyor. Herkes ertesi gün mobil aplikasyon yaptırıyor. ya bir dakika bir durun bir sakin olun. Senin başarını etkileyen faktörlerin bir şemasını çizelim. Bu şemanın içinde maliyete karşı en yüksek faydayı verenlere sıralayalım. Bu insanlar, semlerler çok seviliyor. Ben anlatıyorum bunları yıllardır. Bu arada
girişimci ekosistemin dışında ben şirketlerle yıllardır destek danışmanlık programları yürütüyorum. Oralarda şunu söyleyebilirim. Bizim kurulu sistemlerimizde %30'a yakın bir verim kaybı var ülkede. %10'u höt höt projeleriyle çözülür. Abi sen ne yapıyorsun dersen çözülür. %10'u biraz yazar çizersen çözülür. %10'u da 1-2 yatırım yaparsan çözülür. Bu şekilde duruyor ülkenin önünde ama biz %30'la yaşamaya alışmışız. şöyle hepimizin sırtında 30 kiloluk bir...
Biz onunla yaşıyoruz. Ülke alışmış.
Ufuk Erdoğmuş (34:19)
şey kapanırken son bir iki bir şey daha soracağım.
Mehmet Şöhrap Sanlı (34:22)
Ben planlama ile ilgili bir şey de anlatabilirim. Özellikle kitabın kapağını bir gösterebilir misin? Bak bu kapak birisi var orada. Bir arazi var karşısında. Arazide dağlar var değil mi? Sarı boyadan çok anlaşılmıyor ama aslında bir anlamda güneş batarken yolunu bulmaya çalışan o dağların arasına yol arayan kişi. Neden böyle bir skeç yaptırıldı? Biz girişimcilikle aslında başarının nerede olduğunu bilmiyoruz yola çıktığımızda.
Ufuk Erdoğmuş (34:26)
Çabuk kapağı.
Nereye gittiğini görmeden yolunu
Mehmet Şöhrap Sanlı (34:52)
İşte
iş planı bu yüzden de lazım. biz en azından bir senaryo yazmamız lazım. En azından 5 sene sonra hangi ciroya, hangi ürün grubuyla, hangi maliyet, hangi fiyatlama, hangi ekip, hangi yatırım, hangi reklam bütçeleri varacağımıza da en azından elimizde bir geçici de olsa bir yatırım, bir uygulama şemasına ihtiyacımız var. Yol haritasına ihtiyacımız var. Aksi durum, panik olabiliriz. Aslında hiç önemi olmayan çok doğal bir inçik
Ufuk Erdoğmuş (35:13)
Şimdi anlamlı geldi.
Mehmet Şöhrap Sanlı (35:19)
problemine karşı panik olabiliriz. Esas problem var. Ayağımıza diken batar ağlayarak geri kaçabiliriz. Veya abartabiliriz. Ya uçurumdan düşmüşüzdür. İki ay bacağımız kırıktır. Biz hala yapacağız diye uğraşıyoruz. Yani ileride olaylara hangi tepkileri verebileceğimizi önceden belirleyebilmemiz için... ...senerye olması lazım.
İş planını kaç yılda bir revize etmeliyiz?
Ufuk Erdoğmuş (35:38)
planın tanımını ben yanlış düşünüyormuşum. buradan bunu anladım. ben şey gibi düşünüyorum. Yani yolda çok bilinmeyen oluyor. Baştan ben bu yola gideceğim sonra sola döneceğim. Böyle bir plan yok zaten.
Mehmet Şöhrap Sanlı (35:47)
da güzel bir sorudur. Biz kaç yılda bir iş planı reviz etmeliyiz? Güzel sorudur. Üç yılda bir. Yani orta vade, orta vade, orta vade plan reviz etmeliyiz.
Ufuk Erdoğmuş (35:55)
Bu
şimdi arkada ona baktım. Rafta Traction, Gene Wickman'ın. Biliyor muyum okudunuz mu bilmiyorum da Traction diye bir kitap var. Yeni okudum yani daha son birkaç ay içinde bitirdim. Birebir aynısını söyledi. O tabii şey diye söylüyor uzun vadeli plan diye. Orta ve uzun vadeli planlarda bununla bahsediyor. Biz iş planı aynı şey zatenler.
Mehmet Şöhrap Sanlı (36:10)
Uzun
vade derken okullarda 10 yılı okuduk. Zamanla bu 5'e düştü. Zamanla 3'e düştü. Orta vadeli uzun vade birbirine girdi. Yani yaşam hızlanınca...
Ufuk Erdoğmuş (36:13)
Abi yok yani orada bahsedeceğim.
Ama
ha ben onu çektim 10 senelik plan dünyada herhalde yapamıyor Türkiye'de zaten yapamazsın
Mehmet Şöhrap Sanlı (36:26)
elektorlar iniyor çıkıyor yani 10 sene önce ne bileyim
Ufuk Erdoğmuş (36:29)
3 sene bence yeterince uzun artık gibi geliyor.
Mehmet Şöhrap Sanlı (36:31)
Tabii
yani şöyle bir de bizim jenerasyon, bizim yaşadığımız 30 yıldır iş jenerasyonu, 1993'te ilk defa interneti, net scape ile ekrana bağlandık, bilaptan. 2000'li yıllarda telefon, cep telefonları 2004-2005'te dijital teknolojiler derken belki de çok hazır olmayan bir nesle bütün bu gelişmeler kucağımıza bırakıldı bizim. Bugün bazen şey oluyoruz, biz tam böyle ucundan
Ufuk Erdoğmuş (36:55)
Var mı?
Mehmet Şöhrap Sanlı (36:59)
Ne acaba bizden sonra ne olacak dediğimiz şeyler işte yapay zekanı belki 10 sene sonra ne olacağını ben profesyonel olarak izlemeyeceğim belki ama bugüne kadar olan hepsini izledik ve onları işlerde karşılık bulmaya çalıştık.
Ufuk Erdoğmuş (37:10)
Ben şimdi bizim ekiptekiler de tabi en az 10 yaş var yani 10-15 yaş gibi benimle. Ben de artık dede diyorum kendime. Dede gibi oldum. 40 yaşında dede gibi hissedemem. Ben de onu diyorum geçen bir muhabbette oldu. Ben dedim WhatsApp olmayan dönemde çalışıyordum falan. Böyle bir sessizlik oldu. WhatsApp olan dönem. WhatsApp yoktu diyorum böyle kalıyorlar falan dedi.
Mehmet Şöhrap Sanlı (37:28)
İnternet olmayan diyelim ona. Mesela ben bir dönem projeler yapardım. Bana bir alan, mesela bir imalat firmasıyla ilgili bir işim var ve ok sektörde yapılabilen projeleri bulmam lazım bir yerlerden. Bunun tek yolu Türkiye'nin üniversitelerinin kütüphanelerine git veya tez bul, tez kütüphanesine git, onlardan fotokopi al, fotokopi, sonra git onları okuy diye.
Ufuk Erdoğmuş (37:30)
Ben onu kaçırırım daha hep ben çalışacağım
Bu arada fotokopi olmayan dönem de var. Bir de şey var şimdi bundan 10 sene sonra ben yapay zeka olmayan dönemde iş yapmaya çalışıyordum diyenler çıkacak. Çok hızlı gelecek. Son bir konu olarak şey söylemek istiyorum. Bu büyüme konusu var. Çünkü kitabın sonunda artık çok güzel bir cümle vardı. Şimdi bulamayacağım. Girişimci bir yerden sonra, dur en son sayfadaydı galiba, büyümenin lideri sorumluluğuyla devam eder diye bir kapanış spoiler verdim biraz ama neyse son cümlelerden söyleyerek.
Mehmet Şöhrap Sanlı (37:55)
Haydi!
Büyümek tercih değil, zorunluluktur
Ufuk Erdoğmuş (38:22)
Bir başlıkta şey vardı, büyümek tercih değil zorunluluktur. Şimdi, burada ben acı tecrübelerle öğrendiğim için bundan bahsetmenizi isteyeceğim. Neden girişimin illa büyümesi gerekir? Ben aynı kalamaz mıyım? Memnunum, olmuyor mu?
Mehmet Şöhrap Sanlı (38:34)
Tamam. Şimdi bu büyüme konusu ki benim hala çok sıcak çalıştığım bir konudur. Bu konuda eğitimlerim var, şirket çalışmalarım var. Bu büyümek tercih değil zorunluktur lafını. Böyle afişlerle toplantı salonlarında söylemeye başladığımızda tabii birçok insan söylüyordu da ben söylemeye başladığımda birçok kurum karşı çıktı. Yani birlikte iş yaptığım kurumlar hocam olur mu? İşte insanlar niye zorunda olsun? Büyümenin de kendine göre riskleri var falan. Şimdi anlamadığımız şey şu. Bizim çoğu şirketimiz yanlış ölçekte kuruluyor.
Yani üç kişilik şirket diye bir şey olmaz. Ortalama bir şirketin bir muhasebecisi, bir satışçısı, bir teknisyeni, bir sekreteri... Yani bir şirket zaten normalde 5-6 kişidir en az. Şimdi 5-6 kişilik bir şirketin de zaten 500-600.000 dolar cüro yapması gerekir. Ayakta kalabilmesi... E şimdi biz zaten çıtayı buraya koyduğumuz anda hepimiz cüceyiz. Şimdi bir kere önce bunu bir kabul edelim. Hepimiz küçüğüz zaten. Şimdi hepimizin küçük olduğu bir ülkede zaten soru kendiliğine cevaplanır.
Ufuk Erdoğmuş (39:14)
Başka tanışacağım.
Hepimiz bir normale ulaşmamız gerekiyor zaten.
Mehmet Şöhrap Sanlı (39:34)
Herkes gerekir orada. Ha bitmiyorsa, birileri tamam da ben onlardan değilim. Bak ben 25 kişiyim. Niye bana da söylüyorsun derse o zaman da şunu söyleyeceğim. Senin rekabeti sürdürebilmen için, burada metametik bir konu var. Her gün düşen fiyatlama piyasasının ayakta kalabilmen lazım. Fiyatlama dünyanın her yerinin her gün düşer. Yani bundan 10 yıl önce bir arabayı... ...sürekli orada sürekli düşer. Çünkü bütün dünya sürekli ölçek savaşı veriyor. Herkes ölçek savaşı veriyor. Bugün...
Ufuk Erdoğmuş (39:55)
Her sektörde her şey
Mehmet Şöhrap Sanlı (40:03)
İşte araba sektöründe bir firma bundan 10 yıl önce 1 milyon araba üretirken kazandığı araba başı karı şimdi 5-6 milyondu. Çinlilerden sonra 10 milyonla ancak kazanacak. Onu da yapamıyor artık.
Ufuk Erdoğmuş (40:15)
Biz
de aynı sınıya
Mehmet Şöhrap Sanlı (40:18)
Araç başına bir zamanlar 5000 dolar kazanan X markası bugün araç başına 500 dolar kazanıyor. Bizim ÖTV devletimiz daha çok kazanıyor. O bakımdan büyüme şirketlerin yaşamda kalabilmesi için hep sürekli vermesi gereken mücadele. Başta verip, başta verseydim, vermeseydim, ben küçük kalsaydım tartışması yapılıyor. E o zaman kal sen orada. Yani hayat yürüyor. Bu bakalım çevremize. Büyümeyi başaramayan markaların hiçbirisi
günün sonunda ayakta kalmaz. Kalır ama sahibi değişmiştir. Biz sanırız ki ilk sabun markası raflarda hala var ya diyorlar bana. Bir bak bakalım kimin o? orada... Aslında kalamamış. Acaba Türk sermaye kaldı mı o sektörde? Gıda sektöründe, restoran sektöründe vesaire de? O bakım da büyümek tercih değildir. Zorunluktur lafını. Bir girişimci daha kurulduğu gün bilmeli. E kurulduğu gün şu soruyu şey buluyor arkadaşlar girişimde. Beş sene sonraki Ciro'nun ne olacak diyenlere karşı...
Ya hocam hemen bunu soruyorlar bana ben nereden bileyim diyor. Ya kardeşim bilmeyebilirsin ama 5 sene sonra büyüyecek bir ölçeği bugünden konuşamadığını merak ediyoruz hepimiz. 5 sene sonra 5 milyon dolar jiro yapabilmekle ilgili bir hayali sen senaryolaştıramıyorsan.
Yazar Oyuna Devam