Üniversite Tercihi Yaparken Bunları Dikkate Alın | Oyuna Devam Podcast 084
Intro
Ufuk Erdoğmuş (00:00)
Benimle oynar mısın serimizin bu bölümünde üniversite sınavı sonuçları açıklandığı tercihleri ve tercih döneminde verilecek kararlarla ilgili konuşmak üzere İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Yusuf Paran bizimle. Yusuf Hocam merhaba. Merhaba. Tekrar hoş geldiniz.
Yusuf Baran (00:14)
Çok
teşekkür ederim Nazik
Ufuk Erdoğmuş (00:18)
Sağfurullah.
Biz zaten sizle bir bölüm yapmıştık. İIT, teknoloji bir sürü şey konuştuk. Ama bu sefer... Yani sizi çağırmak istedim çünkü biz de İIT kampusteyiz. İIT'in iyi bir üniversite olduğunu ben birinci elden biliyorum. Çok reklam gibi olmasını istemiyorum ama ister istemez olacaktır. Yani o yüzden izleyenler daha çok içeriye odaklansın derim. Şimdi genel konuşmak istiyorum o yüzden.
Akademik eğitimin yanı sıra, üniversitede aldığınız akademik olmayan eğitim de çok önemli
Ama non-akademik eğitim dediğimiz bir eğitimi de aslında almaya başlıyorsunuz. Ben üniversiteyi kazandığımda çay yapmasını bilmezdim. Çay demlemesini bilmezdim. Üniversiteden mezun olduğumda sarma dolmaya kadar yemek yaptığım bir eğitim sürecinden geçtim. her türlü... Üniversite hayatı öğretiyoruz. Üniversiteyi kazandığımda 5-6 çeşit yemek yerken üniversite mezuniyetimde yemediğim hiçbir yemek olmamaya başlamıştır. Çünkü o hayat size...
Hayatın gerçeklerini öğretiyor aslında. Tabi non-akademik eğitim dediğim zaman da hep şey örneğini veririm ben. Hani bir kuş iki kanadı ile uçar. İşte akademik gelişim, mesleki gelişim, okuşun bir kanadıdır. Ama bir de non-akademik gelişim vardır. İşte sizin kişisel özellikleriniz, kültür, sanat, spor, edebiyat, girişimci yönleriniz, takım oyunculuğunuz, hayata pozitif, negatif bakış açınız, negatif bakışınızı pozitife evirmeniz.
İyi bir arkadaş, iyi bir dost, iyi bir yol arkadaşı oluşunuz, öz bakımınız. Yurt odasını paylaşıyorsunuz. Mesela anne baba evinde... ...kendiniz varken, artık birisiyle aynı odayı paylaşıyorsunuz. O odaya giriş çıkış saatinizden işte ışıkları açışınız, müzik dinleyişiniz, gürültülü sessiz oluşunuz, öz bakımınız. Bütün bunlar artık başka birilerinin de hayatını etkilediği için tabii sizin bu anlamda da gelişmenizi sağlıyor. Dolayısıyla burada bir de non-akademik gelişim var. Üçüncü nokta ise...
Hani kuş tek kanadıyla çırpınır, uçamaz derim ben. E burada o akademik gelişim kuşun bir kanadıysa, non-akademik gelişim de kuşun öbür kanadı. Yani bir enstrüman çalmak, bir haldansları topluluğuna girmek, girişimci olmak, sosyal sorumluluk projeleri yapmak, takım oyuncusu ya da takım lideri olmak bunlar kuşun diğer kanadı. Ama tabii bir de kuşa ruh lazım. Yani iki kanat var ama ruh yoksa yine işe yaramıyor.
Burada ruh dediğimiz de aslında ulusal, insani, etik ve ahlaki değerler. Bu değerleri de öğrencinin öğrenmesi gerekiyor. Bir ulusal ve sonra da bir küresel vatandaşa, bir dünya vatandaşına dönüşmesi gerekiyor. Ben 5000 nüfusu bir ilçede doğdum büyüdüm. Küçücük bir pencereden dünyaya bakardım. Üniversite hayatımla beraber tabii ki baktığım açı değişti. Hoş görünüz artıyor.
Farklılıklara toleransınız, kabulünüz ve onları destekleyişiniz. Ve sonra da farklı diye, öteki diye bir şey kalmıyor.
Ufuk Erdoğmuş (06:18)
Ben de onu diyecektim
Yusuf Baran (06:23)
Ben
şimdi küresel alenada bilim diplomasisi ekseninde pek çok çalışma yaptım, gerçekleştirdim. Ve orada benim artık mottoya dönüşen bir sözüm vardır. Ötekini tanıdığında öteki diye bir kavram kalmıyor aslında hayatımızda. Ve bu ötekini tanımaya da attığımız ilk adım, ilk dramatik adım üniversite hayatı. Bu nedenle de öğrencilerimiz, adaylarımız, aileleri tercih yaparken akademik eğitim evet...
Ama non-akademik eğitimi de sağlayacak. Öğrencinin bu anlamda bir lidere dönüşmesi sürecini etkileyecek ve tabii ki dediğim gibi küresel, insani, etik ve ahlaki değerlerle de donanacağı bir eğitim hayatını tercih etmesini önemsiyorum ve tavsiye ediyorum.
Ufuk Erdoğmuş (07:08)
Birkaç şeyden bahsedip şimdi üniversitenin tabii ki akademik yetkinliği önemli ama diğer taraftan bahsettiniz ya mesela uluslararası öğrencilerden bahsettiniz. Evet. Ve mesela bunun da çok pozitif olduğunu düşünüyorum.
Yurt dışını görmek, bilmek ve yabancı kültürlerle iletişim hâlinde olmak
Bu şey gibi futbol örneği geçen aklıma gelmişti. Yabancı kulüplerle maç yapınca işte şampiyonlar liginde oynamayan yabancı futbolcu görmeyen bir amatör küm'e takımı bir seviyye geçemez ya hani görmen gerekir. Dışarıda neler varmış daha iyisi neymiş yurtdışı nasılmış falan. Hocalar için de tabii ki aynısı geçerli yani yurtdışı görmemiş bir hocayla.
görmüş bir hocarısına ben de ciddi fark oldum. Aynı sefer öğrenciler için de geçerli. Yani bize dışarıdan öğrenci geliyor olması avantajdı benim üniversitemde de burada da aynı şekilde.
Yusuf Baran (07:46)
İşte buna eğitim, bilim diplomasisi deniyor zaten. siz aslında kendi... Biz Erasmus'ta mesela 24 ülkeden 120 üniversite ile anlaşmamız var. Öğrencilerimizi Avrupa'daki üniversiteleri eğitim veya staj amacıyla gönderiyoruz. Buradaki gönderişimizin, yani öğrencilerimize bu desteği sağlamamızın temel motivasyonu... ...gidip iyi bir üniversitede iyi bir eğitim alsınlar değil. Çok açık ve net. Biz zaten iyi bir üniversite ve zaten iyi bir eğitim veriyoruz.
Ama biz öğrencimizi Almanya'daki, Portekiz'deki, İspanya'daki, Polonya'daki bir üniversiteyi gönderdiğimizde 6 ay, 9 ay, 1 yıl orada bu eğitimleri almalarını sağladığımızda aslında onların dünya vatandaşı olmasına bir adım, önemli bir adım olarak bunu sağlıyoruz. Düşünsenize siz Türkiye'de bir üniversitede eğitim alırken gittiniz Avrupa'da bir ülkede 6 ay yaşadınız. O ülkenin kültürüne alıştınız, o ülkedeki...
o üniversitedeki dünyanın farklı ülkelerinden gelen insanlarla dostluklar kurdunuz. Onların kültürünü öğrendiniz. Bir de daha da önemlisi bizim kültürümüzü taşıdınız. Bakın biz Erasmus'la öğrenci de alan bir üniversiteyiz. Bize İtalya'dan gelen öğrencilerimize halay çekmesini horont etmesini öğretiyoruz. İspanya'dan gelen burada gelip çiğ köfteyi bombayı öğreniyor. Yani dolayısıyla burada bir kültürel etkileşim var. Ben bunu çok önemsiyorum. Çünkü aslında
eğitim ve bilim diplomasisi dediğiniz şey, dünyanın ortak aydınlık geleceğine ve barışına inanılmaz katkılar sunan bir unsur. Yani çok net bir şey söyleyeyim. Sizin İspanya, Barcelona'da yaşayan bir arkadaşınız varsa, Barcelona'da sel olsun istemezsiniz, deprem olsun istemezsiniz, başka bir ülke Barcelona'yı bombalasın istemezsiniz, savaş açsın istemezsiniz, o ülkeyi, o şehri korumak için yüzlerce, binlerce kilometre uzakta da olsanız,
o ülkenin, o kentin iyiliğini istersiniz. Dolayısıyla aslında Erasmus'un temel motivasyonlarından, eğitim-bilim diplomasisinin temel motivasyonlarından biri budur. Orta kaydınlık gelecek ve dünya barışına katkı. Çünkü ne kadar çok netvur kurarsanız, insanlar arasında ne kadar bağı, gönül bağı kurarsanız, dünya barışına aslında o kadar katkı sunmuş oluyorsunuz.
Ufuk Erdoğmuş (10:03)
Sürpriz'e
süper iki şey söylediniz. Birincisi, dünyaya bu kadar ne derler, temas halinde olmak böyle bazıları umursamayabilir. Ama ben de sizin gibi düşünüyorum. Yani dünya öyle tek başına çalışan bir yer değil. Ülke bağımsız olayım ben kendi işime bakayım. Öyle bir dünya Öyle bir dünya asla yok. İkincisi de, network dediniz. Yalandan olan bir şey değil. Gerçekten orada kalacaksın, yiyeceksin, içeceksin, oturacaksın. Yani arkadaşlık aslında. Onu yaratmak için de güzel. Temsilci oluyorsun.
Yusuf Baran (10:26)
Aynen öyle. Kendi kültürünü de taşıyorsun oraya bu
Aynen öyle. Çünkü yakın dönemde science dergisinin kapağında dünyanın en güçlü diplomatları bilim insanlarıdır artık diyor. Yani bilim insanları bir ülkeden başka ülkeye gidiyor, eğitim veriyor, araştırma yapıyor. Cübbe giydiği için saygınlık, güvenilirlik yaratıyor. Ve o nedenle de bilim insanı, master doktor öğrencisi de bilim insanıdır. Üniversite öğrencisi de...
Bilim insanı olma yolunda yürüyen genç meslektaşlarımız. Dolayısıyla dediğim gibi yani ben bu değişimi, işte insanların mobilizasyonunu son derece önemsiyorum.
Ufuk Erdoğmuş (11:04)
Peki şey dedik şimdi üniversitenin işte kuşun ikinci kanadı dediniz üniversite hayatı. Burada gençler tercih yaparken işte bazı puan aralıklarında biliyorsunuz zor tercihler var.
Üniversite tercih, yaparken öncelik iyi bir üniversite mi olmalı, yoksa iyi bir bölüm mü olmalı?
İşte iyi üniversite mi, istediği bölüm mü gibi şeyler olabiliyor. sizin yani bu bana göre kişisel bir tercih. Sizce önce iyi üniversite mi yoksa gerçekten varsa kafasında bir bir bölüm bir meslek önce bölüm mü gelir?
Yusuf Baran (11:30)
İyi üniversite, sonra da iyi bir bölüm. Önce iyi üniversite. Çünkü hani bölüm tabii ki bizim ne olmak istediğimiz, hangi mesleği icra etmek istediğimiz tabii ki çok kıymetli. Ama aslında bireyi inşa eden üniversitenin iklimi, kültürü ve ekosistemi. Şimdi şunu çok net söyleyeyim. Bütün dünyada üniversite okumak, üniversite mezunu olmak artık normal bir şey. Herkes üniversiteyi okuyabiliyor ve herkes mezun olabiliyor.
Ufuk Erdoğmuş (11:33)
Önce üniversiteli
Yusuf Baran (11:59)
Üniversite diploması sihirli bir şeye dönüştü. Ya duvarda bir tabloya dönüşüyor. Gelene gidene gösteriyoruz, bak ben şu üniversitenin şu bölümünden mezun oldum. Bu da benim diplomam. Bir tablo gibi aslında. Ve ondan sonra da işsiz bir gençlik oluyor. Ya da dünyanın her ülkesinde, size her kilitli kapıyı açan bir anahtarınız oluyor. Üniversite diploması böyle kritik, böyle büyülü bir şeye dönüştü. Ve bunun temelinde de...
Yine aslında önce öğrencinin kendisi var. işte daha zayıf bir üniversitede, daha hırslı, daha gayretli, daha iştahlı, daha istekli bir öğrenci daha başarılı olabiliyor. Başarı bireysel bir şey. Ama iklim de, kültür de, ekosistem de çok önemli. Hani tohum örneği verecek olursam tohum çok önemli bir şey değil mi? Tohumun kalitesi de çok önemli bir şey. Ama en az tohumun kalitesi kadar önemli, kıymetli, stratejik başka şeyler de var.
Çünkü toprak yanlışsa tohum istediği kadar kaliteli olsun. siz İzmir'de çay yetiştirebilir misiniz? Karadeniz'de zeytin yetiştiremezsiniz. Yani toprak çok önemli. İklim çok önemli ve tabii ki çiftçi. Bilmeyen bir çiftçinin elinde domates tohumunu verin. Her gün sularsa çürütür. 20 günde sulamazsa kurutur. Çiftçinin de iyi olması lazım.
Toprak, üniversitenin sahip olduğu fiziksel koşullar. Derslikler, laboratuvarlar, araştırma merkezleri, yurtlar, ulaşım, barınma, sportif, sanatsal kültür. Bunlar üniversitenin toprak. Eko sistem üniversitenin kültürü. Bu üniversite ne kadar girişimci, ne kadar yenilikçi, ne kadar uluslararasılaşmaya önem veriyor.
Ne kadar eğitim, bilim, akıl ekseninde bunları önceliyerek yolunu yürüyor. Bunlar üniversitenin ekosik kültürü yani iklim ve çiftçi de hocalar. Bizler çiftçiyiz. Yani o tohumu çocukları alıyoruz. O tohumun birçılara dönüşmesi sürecinde elimizden gelen desteği tabii ki sunuyoruz. Şimdi İT'de öğretimiyelerimizin %70'den fazlası Amerika, Avrupa ve Uzakasya doktoralı. %100'ü yurtdışı tecrübeli.
Avrupa Komisyonu'ndan iki sene önce Türkiye'de Ortadoğu Teknik Üniversitesi ile beraber ilk defa araştırmada insan kaynağı mükemmeliyet ödülünü alan bir üniversiteyiz. Bu bir etiket aslında, küresel bir akreditasyon. Öğretimiyelerimizin ve öğretimiyesi alım süreçlerimizin Avrupa Birliği standartlarında bu ötesi ne olduğunu söylüyor. Dolayısıyla çiftçilerimiz çok iyi. Bugün it hocaları öğretimiyesi başına bilimsel yayında, tübitak Avrupa Birliği projelerinde, ödüllerde
inanılmaz bir başarı. Türkiye'nin çok üzerinde, dünya standartlarının üzerinde bir başarı grafiği sergiliyor. Tabii bir yandan dediğim gibi toprak bugün İİT'e geçmişten bugüne baktığınız zaman İİT'e dair gelen en büyük iki eleştiriden bir tanesi barınma biri ulaşım meselesiydi. Şu anda İİT yurtlarında bize başvuran ve ydeye dahi bıraktığımız tek bir öğrencimiz yok. Her başvuran öğrencimize kampüsün içerisinde
bölümüne, yurduna, yüzme havuzuna, yemekhanesine yürüme gidebileceği barınma imkanları sunuyoruz. Bu arada bizim yurtlarımız da öyle koğuş sistemi değil. Ya dubleks villalarımız var, her katta dört oda banyo tuvaletin olduğu ya da yurtlarımız bir artı bir evlerden oluşuyor. İşte bir yatak odası, bir yaşam çalışma odası ve içinde banyo tuvaleti olan dolayısıyla son derece konforlu, ekonomik ve kamps içerisinde bir barınma olasın.
Ufuk Erdoğmuş (15:40)
Dört
farklı yurt var değil mi? Yanlış mı biliyorum ben? Çeşit var diye söyledik. Ben şimdi düşündüm hangisi acaba hangisi diye de.
Yusuf Baran (15:43)
Saymam lazım.
Şimdi
5900 öğrencimize 4030 yatak kapasiteli yurtlarımız var ve dediğim gibi yani baş öğrenciye 4000 bu dünya standartlarının çok çok ötesinde.
Ufuk Erdoğmuş (15:55)
kaç öğrenci dediniz? 5900 öğrenci
Bu arada izleyenler yanlış anlamasın. 5900 öğrenci, 4000 nasıl yetiyor değil. Zaten 4000'den fazlası yani o aradaki fark zaten evde kalıyor. Onlar zaten aramıyor. Tabii ki. Hepsini yurt aramıyor zaten.
Yusuf Baran (16:11)
Anlattıklarında anahtar kelime şu idi aslında.
Başvuran ve yedeye dahi bıraktığımız bir tek öğrencimiz yok. Başvuran her öğrencimiz yurtlarda kalıyor. Kampuste ulaşım noktasında hafta içi, hafta sonu gece 11.30'a kadar kent merkezinden, Urla'dan ve 4 tane minibüs hatıyla erişim sağlıyoruz. Şimdi kendi kendine yeten 7.24 yaşayan bir kampüse evreledik. Bakın 2024 yılında 122 aktif öğrenci topluluğumuzla
bölümlerimiz, araştırma merkezlerimiz, rektörlüğümüz de 604 tane etkinlik düzenlemişiz. Bakın 365 gün, 1 yıl, 104 günü çıkartın hafta sonlarını, bayramları, seyranları çıkartın, günde 2.7 etkinlik oluyor. Bu arada mesela 3 gün süren bahar şenliği 1 etkinlik sayılıyor. Ki biz Türkiye'de 2 bahar şenliği yapan tek ya da nadir üniversitelerden...
Ekim harçenliği yapıyoruz biz. Bir normal Nisan Mayıs ayında, bir de yeni kazanan öğrencilerimiz geldi. Ekim ayında.
Ufuk Erdoğmuş (17:17)
Sözlü alkış olsun. Biliyorsunuz yani son 15 senede bahar şenlikleri yapılamadı bir sürü yerde. İT'de hiç kesilmedi mi? Galiba hiç ara vermemiş olabilir pandemiyi saymazsak.
Ben herkese şey anlatıyorum soranlara, ite nasıl bir ortam falan diye ya diyorum en kalabalık yer kütüphane diyorum. Kütüphanede yer bulamıyor. Bu benzeri Otdu'da da öğrenciydi. En kalabalık. Evet, bir üniversitenin kütüphanesinde yer bulamıyorsa öğrenci bu iyi bir işarettir yani.
Yusuf Baran (17:44)
Ama şimdi orada da şunu söylemem lazım. Gerçekten İT'de kütüphanede yer bulunamadığı dönemlerden şu anda biz kütüphane kapasitesini üç buçuk kat artırdık. Artı bölümlerde 8 tane çalışma salonu yapmadık. Bu çalışma salonları da yaklaşık 70-80-100 kişilik salonlar. Ve son olarak da geçen ay açık alanlarda 250 kişilik çalışma alanları yarattık. Yani bir salon değil ama
Ufuk Erdoğmuş (17:58)
Hadi gidelim.
Yusuf Baran (18:11)
Mesela bir bölüm binanın girişinde uygun bir yere işte masa sandalyeler koyarak 250 kişilik yeni bir çalışma alanı daha öğrencilerimiz için. Pardon 208 kişilik bunu toparlıyorum. 208 kişilik yeni bir çalışma alanı da yarattık. Ya ben bununla gurur duyuyorum. Öğrencim benden çalışmak için alan istiyor. Ben ofisimi bile açar. Derdimiz olsun. Aynen öyle. Ya da öğrenci mesela bizim kütüphanelerimizin, çalışma salonlarımızın
açılış ve kapanış saatlerine ben değil öğrencilerim karar verir. Bir tanesinin bir mesajına bakar. Hocam 7.24'de dönebilir misiniz? Hocam gece 12'ye kadar açar mısınız? Hocam hafta sonu açar mısınız? Bakın yaz okulu başladı. Başladığı gün biz kütüphanenin açılış saatlerini hemen uzatmaya başladık. Dolayısıyla aslında bütün kampüs bir kütüphane ama dediğiniz gibi 7.24 yaşayan kütüphanemiz ve 8 tane de çalışma salonumuzun olduğunu artı açık alanlarda çalışma alanları
öğrencilerimizi sunduğumuzu gururla ifade ediyorum.
Ufuk Erdoğmuş (19:13)
Bu şirketlerde de aynı, biz başka konuklarla başka şeyleri konuşurken hep benzer başlıklar geçiyor. Kültür diyoruz bize. Bir ortamdaki kültür tepedekinin yaratabileceği bir şey değil. Bir itekleyebiliriz, yönlendirebiliriz ama oradaki insanlar sinerji kendilerinden zamanla çok güzel olan bir şey. Ve bu kültür kötüyse dönüşü çok zor. İyi ise de böyle geleni besliyor. Bu işte kütüphanenin...
Yusuf Baran (19:36)
Evet.
Ufuk Erdoğmuş (19:39)
Dolu olması aslında kültürün sonucu. Yani burada öğrenciler bir şey öğrenmeye çalışıyor, bir şey yapmaya çalışıyor. Her üniversitede hakikaten böyle değil. O açıdan artı. Yani ben de hani desteklemek için söylüyorum. Gerçekten onu gördüğüm için söylüyorum. Yani yine aynı şeyi söyleyeceğim. Ben otdülü oldum artık izleyenler biliyor. Hani ben her otdülü gibi şey var fetişi var tabii ki ama böyle benzer havaları hissettiğim için aslında çok böyle içeride işte artık ofisimiz burada olduğu için ben de gaza geliyorum arada. Bu acayip pozitif bir şey.
Yusuf Baran (19:49)
Teşekkürler.
Ufuk Erdoğmuş (20:08)
Öğrencileri de takdir etmek lazım herhalde. Zaman içerisinde kuşaktan kuşağı bir birikmiş yani bu.
Yusuf Baran (20:13)
Şimdi şöyle ben de biliyorsunuz eski bir otulüyüm ama artık tabii ki IT'liyiz. Genç, dinamik, değişime adapte olan hatta değişimi yöneten bir üniversite burası. Bana hep sorarlar hocam IT'nin kültürü nedir diye yani Anglo, Saxon, Amerikan vesaire.
İYTE'nin kültürü
Ben hep şunu söylerim yani IT de Amerika'dan, Avrupa'dan, uzak Asya'dan doktoralarını almış çok kaliteli hocalarımız var. Ben kendim rektörlük öncesi 5 tane uluslararası akademinin üyesi, kurucu üyesi, yönetim kurdu üyesi oldum.
Dolayısıyla dünyanın pek çok ülkesinden bilim insanları ile saatlerce omuz omuza aynı masada, aynı ortamlarda çalışma fırsatı elde ettim. Aslında iyi de dünyanın ortak haklı diyorum ben. Yani Amerika'dan, Avrupa'dan, Japonya'dan, Singapur'dan, Alman, herkesten öğrendiğimizi burada bir ortak akılsüzgecinden geçirerek ve tabii ki Türkiye'nin şartlarına, koşullarına da uygun hale getirerek
Ufuk Erdoğmuş (20:58)
Hocam zaten...
Yusuf Baran (21:13)
Aslında yepyeni bir üniversite modeli burada biz inşa ettik. O ortak akıl, ortak hayal, ortak hedef ve bütün paydaşlarımızla da bu hayallerin ve hedeflerin peşinden giderek aslında işte it markasını yaratmış olduk.
Ufuk Erdoğmuş (21:28)
Hocam yeni bir şey dediniz, ben orada ek parantez açmak istiyorum. Hani akademiye uzak olan izleyen varsa diye. Şimdi Stanford'dan mezun birisini Stanford'da hocalar almazlar. Evet. Siz biliyorsunuz bunu. Inbreeding deniyor bunu. Yani kendi çocuğunu evlat edinmek garip bir çevirisi var. Hani bunu yapmazlar, bu sebepten yapmazlar. Yani Stanford'dan mezun olan gitsin MIT'de hoca olsun. MIT'den mezun olan gitsin Caltech'de hoca olsun ki bu karışım Amerika içerisinde, dünya içerisinde yaşansın. Türkiye'de bu maalesef...
Çoğu üniversitede, iyi bildiğimiz bir sürü üniversitede bile yok. Kendi öğrencisini hoca olarak alma, akrabasını alma falan geçtim. Öğrencisini alıyor, böylece hiçbir şey değişmiyor ekolde. Orada eğitenin işte dediğiniz şey o yüzden avantaj. Yani Amerika'daki adam gelmiş, Avrupa'daki adam gelmiş, Kore'den adam gelmiş, ot düden de gelmiş falan. Hepsi buraya gelmiş, dolayısıyla ortak bir akıl yaratıyor. Bunun sebebi bu. Yani Türkiye'de çok yapılmıyor bizim için. Müthiş bir şey.
Ama aslında dünyanın en iyi üniversiteleri de böyle yapıyor. Olması gereken budur. Kendi öğrencini almazsın, kendi mezununu mümkünse yurtdışı gösterip ondan sonra getirirsin, baysayara. Bunlar önemli şeyler tabii. Peki hocam, madem başka bir üniversiteyi konuştuk, kadroları biraz toplulukları söylediniz zaten bir sürü var diye. Şimdi bir üniversite sıralamaları oluyor. Şimdi katalog kılavuz gelecek gençlerin önüne. Üniversite puanlara bakacaklar.
İşte IT, ben şimdi bilgisayarı biliyorum tabii bilgisayar 8. miydi neydi? Bu arada bana göre şey derler ya bir şey alırken fiyat performansı yani fiyatına göre çok kaliteli ürün alınca fiyat performansı hani değil mi?
Üniversitelerin yurt içindeki ve yurt dışındaki sıralamaları ve bunları etkileyen faktörler
Ben IT şeyi görüyorum, puan performansı üniversite olarak görüyorum. Şu an bence girildiği yerin çok daha üzerinde bir içeriği olduğunu düşünüyorum. Bana kalsa bence ilk 5-6'dır, devlette kesin ilk 5'dir. Ama şu an 8 gibi duruyor. Diğer bölümleri bilmiyorum muhtemelen benzerdir. O açıdan hani...
ne derler fiyat-performans bir tercih olacaktır. Bu sıralama tabii artık ülke içerisinde belli dinamiklere göre oluyor da dışarıda da bir sürü sıralama var yani böyle ilk 500'e giren bir üniversite ilk 1000'e... Bunlar neye göre yapılıyor yani lisans için bir sıralama var mı mesela bakılabilecek?
Yusuf Baran (23:32)
Şimdi şöyle tabi o sıralamalar çok farklı başlıklar öne çıkarılarak yapılıyor. Yani öyle düşünün ki mesela bu küresel sıralamalar da işte reputation dediğimiz şöhret yüzde 30'larda 40'larda olabiliyor. Şöhret. Tabii şahit şöhreti yüzde 30'a 40'a çıkardığınız anda işte Harvard Üniversitesi, Oxford, MIT. Bugün Afrika'da en ilkel kabilelere de gitseniz neredeyse herkes Harvard'ı MIT'yi biliyor.
Ufuk Erdoğmuş (23:47)
Tek başına zaten.
Yusuf Baran (24:00)
Hani Hilton otelini bilmekle Alaçatı'da işte butik ama çok yüksek kalitede hizmet veren 810 odalı bir oteli tabi ki kıyaslamazsınız. Hani birincisi bu ikincisi tabi üretim miktarını kümületif hesaplamakla kişi başına normalize etmek de aynı şey değil.
Ufuk Erdoğmuş (24:06)
Biyoteli bir an.
büyük üniversitenin
Yusuf Baran (24:25)
Öğretim
yesiyle yaptığınız üretim başka bir şeydir. 240 hocayla yaptığınız üretim başka bir şeydir. Bunu birbirine normalize de etmeniz gerekiyor. Mesela İIT'e geçmişte Avrupa Birliği projelerinde adı dahi geçmeyen bir üniversiteyken... ...son 2-3 yıldır biz Türkiye'de ilk 5'te 6'da bir üniversitedeyiz. Kümüratif fonda. Bunu 240 hocayla sağlıyoruz. Mesela bizim üzerimize TÜBİTAK var. 8 bin çalışanıyla TÜBİTAK Türkiye'de 4 numara.
Şimdi öğretim üyesi başına normalize ettiğiniz zaman biz kümülatifte beşteyken öğretim üyesi başına normalize ettiğinizde Türkiye'de ikiye yükseliyoruz. Öğretim üyesi baştan bilimsel, bir ve koç üniversitesi. Dolayısıyla şey var yani burada bizim az önce de sizin söylediğiniz gibi yani bu fiyat performans, kalite performans şunu söylemem lazım tabii ki ben 26 yıllık iteleyim. 18 yıldır tam zamanı ite de çalışıyorum.
Ufuk Erdoğmuş (25:03)
yine haksız olmasın bir kimseyi
Yusuf Baran (25:22)
Benim rektörlüğüm öncesi biz ite dediğimiz zaman insanlar bize burası iki yıllık mı dört yıllık mı devlet bir vakıf mı şu üniversiteye bu üniversiteye mi bağlı derken 6 yılda kendi markamızı yarattık. Şu anda ite de bu sene mezun ettiğimiz öğrenciler geçen sene bu sene mezun ettiğimiz öğrencilerimizin bazı bölümlerimizde %90'ı geçen sene ye kaseli iteyi kazanamıyor.
Mesela size birkaç tane veri paylaşacağım. Mesela son 3 yılda fizik bölümümüz 187 binden 86 bine yükseldi ve Türkiye'de 3 numara şu anda. Malzeme Bilim Mühendisi bölümümüz 140 binden 70 binlere geldi kendi alanında şu anda Türkiye'de zirvede. Enerj sistemleri mühendisi 140 binden 50 binlere geldi şu anda Türkiye'de 1 numara.
Ufuk Erdoğmuş (25:52)
Öyle bir yükseliş var ki puanlarda yani.
Yusuf Baran (26:16)
Makine mühendisleri 52 binden 27 bine, işte bilgisayar mühendisleri 37 binden 10 bine, elektronik 38 binden 23 bine, yani bütün bölümlerimizde inanılmaz bir puan yükselmesi var.
Ufuk Erdoğmuş (26:30)
O kadar hızlı yükseliyor ki bir de. 4 sene önce giren şu an mesela 1. sırda ders alsa kendiyle yani acayip bir rekabet.
Yusuf Baran (26:37)
Aynen
öyle. Yani düşünsenize şey gibi düşünün. Siz bir inşaattan rezidans alıyorsunuz. 50 bin dolara bittiğinde 500 bin dolar alıyor. Tam olarak şu anda IT'ye gelen, gerçekten söylüyorum, tam olarak IT'de öğrencimizin yaşadığı şey bu. Yani siz 187 binden bir bölüme gireceksiniz. Üç yıl sonra o bölüm 87 bine, 86 bine yükselecek. Türkiye'de bu ivme ile puan arttıran başka bir üniversite ben bilmiyorum.
Tabii biz şu an olmamız gereken yerde tabii ki değiliz. ite, ümidesi kalitesi, eğitim kalitesi, kampüs yaşamı öğrencilerine sunduğu imkanlar bizim hala yolumuz var ama biz emin adımlarda yolumuzu yürüyoruz.
Ufuk Erdoğmuş (27:08)
Ben de hiç buna inanıyorum.
Bozmazsak diyelim. o şeyin bozulmaması da lazım.
Yusuf Baran (27:22)
Yok, bozmayacağız. Sağlam yani, sağlam devam. Ben göreve geldiğimde yaptığım ilk işlerden bir tanesi, üniversitemizin başarılı akademisyenlerinden bir tanıtım komisyonu kurup, misyoner misali Türkiye'nin dört bir yanına gidip iti anlatmak oldu. Bir yandan tabii ki biz ite de kampüs yaşamını iyileştiriyoruz, üniversitenin eğitim araşma halkı yapısını iyileştiriyoruz, teknoparklarda inanılmaz bir...
İvmeye yakaladık yani inanılmaz bir iyileşme sağladık içeride. Bir yandan da bunu dışarı anlatıyoruz tabii. O beraberinde en mesela somut getirilerinden bir tanesi. İşte dediğim gibi YKS'de elde ettiğimiz başarılar. Ben bu senede puanlarımızın yine artarak yoluna devam edeceğine eminim hani inanıyorum, düşünüyorum demeyeceğim. Çünkü zaten aldığımız bir hız var. İT her sene bir önceki seneden daha başarılı. Bugün...
Hani ranking dediniz mesela benim en çok itibar ettiğim şey, YÖK'ün Araştırma Üniversiteleri rankingi. Biz şu an Ege bölge, Ege bölge birincisiyiz. Türkiye'de ilk dörtte beşteyiz.
Ufuk Erdoğmuş (28:30)
Olması gerekiyor zaten bu arada puanlar oraya gelecek bence.
Yusuf Baran (28:33)
Tabii ki işte Tübitan girişimci Yenidikçı Endeks'inde Türkiye'de ilk dörtte olduk bu sene devlet üniversiteleri arasında. Düşünsenize yani İIT 33 yaşında gencecik bir üniversite ama öyle bir ivme ile öyle bir hayal hedefe adanmışlıkla yolumuzu yürüyoruz ki her sene daha çok üstüne koyarak aslında ben hep şey derim yani İIT'yi aşacak tek bir üniversite var İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü diyorum. Biz her sene bizi aşarak yolumuzu yürüyoruz. Bakın
IT, Avrupa Birliği projelerinde adı olmayan bir üniversiteyken iki yıl önce Türkiye'de altıncı olduk, kümülatifte sonra beş. Ve böyle böyle yolumuzu devam ediyoruz. Son altı yılın beş yılında öğretim yesi başına bilimsel yayında devlet üniversiteleri arasında Türkiye bir insi olduk. Şimdi az önce dedim ya, mesela şöhreti işin içine katıyorsunuz zaten bütün sıralamalar altüst oluyor. Ama aynı sıralamayı yapan Times Higher Education Londra merkezli biliyorsunuz.
Onlar her sene 10 alanda yüksek öğretimini Oscar diye ödüller verirler. 2022'de Uluslar Araslaşma Ödülünü Cumhuriyet tarihinde bu ülkeye ilk defa biz getirdik. 2023'de Student Recruitment ve 2024'de Malezya'da düzenlenen törenle, Malezya Kraliçesinin elinden liderlik ödülünü aldık. Yani IT, IT Asya kıtasının yüksek öğretiminin ki yani burada Asya deyince
Dünyanın yükselen devi Çin'i düşünün, Japonya'yı düşünün, Güney Kore'yi düşünün. İlk 20'de iki üniversitesi olan Hong Kong'u, Singapur'u düşünün, Tayvan'ı düşünün. Bütün burada binlerce üniversite arasında liderlikte Asya birincisi oldu ve yüksek öğretimin Oscar ödülünü aldı. Şimdi sayılar, rakamlar, kümülatif üretim, bir yandan dediğim gibi reputation yani şöhret orada farklı şeyler olabiliyor.
Ama mesela bir yandan green matrix verilerini ilk defa benim rektörlüğüm döneminde biz başvurduk. İlk başvurduğumuz sene dünyada 219. olduk. Sonra 218 sonra 219, pardon 219, 198, 197, 153 ve geçen sene 140. olduk. Green matrix verilerine göre bu eğitim araştırma sürdürülebilirdik ekseninde olayları şey yapıyor. Dolayısıyla burada şu var yani
Siz öğretim yesi başına normalize ettiğinizde, şöhreti çıkardığınızda bambaşka bir yere gidiyor. Ama şunu da ifade etmem lazım. Yani bunu da dinleyicilerimizin bilmesi gerekiyor. Ben bunu Times Higher Education'ın en üst yöneticilerine de ifade ettim. Bu sıralamaları, evet öğretim yesi başına normalize etmeniz lazım, üniversitenin genç yaşta olması önemli vesaire. Bu sıralamaları fona da normalize etmeniz lazım. Yani üniversite...
Ufuk Erdoğmuş (31:24)
Yemin ediyorum bir sonraki sorum olacaktı.
Yusuf Baran (31:27)
Harvard
Üniversitesi'nin kasasında 67 milyar doları var. Washington Üniversitesi'nin 20 milyar doları var. Ve siz bu üniversitelerle hani az zamanda çok işler başardık. Demir ağlarla övdük.
Ufuk Erdoğmuş (31:41)
Tam
olarak 10 sürecek. Bizim devlet üniversitelerinin bütçesi yok.
Yusuf Baran (31:46)
Bazı
bütçelerle gördüğümüz her fon kaynağına bütün hocalarımızla beraber emek vererek yani Avrupa Birliği'nden, Amerika'dan, küresel fonlardan üniversitemize sürekli fon yaratmaya çalışarak işte aldığımız bağışlarla yani nerede bir fon kaynağı bulsak hemen onu üniversitemize ülkemize getirmeye çalışarak dolayısıyla aslında bugün bu eksende de değerlendirdiğiniz zaman mesela fona normalize etseniz
Ufuk Erdoğmuş (32:14)
Harcanan parayla yaptıkları kesinlikle. Evet. Peki zaten ben de onu soracaktım şimdi bildiğim için devlet üniversitesi... Hadi dünyaya geçtim. Türkiye içinde bile devlet üniversitesindeki imkanlarla sonuçta atıyorum, parası olan bir özel üniversitedeki imkanlar farklı. Yani laboratuvarı alacağın, sarf malzemeden tut, bilgisayar laboratörünü alacağın, bilgisayarın kalitesine kadar. Şimdi bizim hep iyi şeyleri konuştuk.
Sorun nedir? Temel bir sorun var mıdır bununla ilgili açık, kapanmasını istediğimiz bir yer?
Yusuf Baran (32:47)
Şöyle söyleyeyim, şu detayı da girmem lazım. bir gerçek. Tabii tabii.
İYTE'ye kazandırılan fonlar ve bu fonların öğrencilere direkt aktarımı
Mesela son 6 yılda bizim üniversitemizin bilimsel araşma projeleri fonunu 200 kat arttırmışız.
Ufuk Erdoğmuş (32:58)
Bu nereden
Yusuf Baran (33:02)
Onun dışında. Onun dışında. Bu bizim üniversiteyi getirip rektörlük olarak hocalarımıza bizim verdiğimiz fonlar. Üniversiteyi aynen üniversite yönetiminin getirdiği fonlar ve hocalarımıza destek olarak, araştırma proje desteği olarak verdiğimiz fonlar. 200 kat artırmışız. Hani enflasyon deseniz 10 kat, hadi 20 kat olsun yani enflasyonist ortamlar. Ama öyle değil. Avrupa Bildiği projelerinde dediğim gibi üniversitenin adı yokken bugün
adım adım zirveye taşındığımız bir dönemi yaşadık. üç yılda, son üç yılda sadece araştırma merkezlerimizi, yani hocalarımıza, eğitim altyapımıza verdiğimiz destek hariç, sadece araştırma merkezlerimize 14,5 milyon dolar değerinde makine teçhizat satın aldık. Bugün Türkiye'nin en iyi tem mikroskopu bu üniversitede. Tem mikroskopu burada. Rüzgar enerjileri merkezi, kütle spektrometri merkezi, biyomühendislik, biyoteknoloji...
Yani Geodmer enerji hangi eksende bakarsanız bakın. Mesela Sabancı Holding'de, Siemens'de, Aspilsan'la onların destekleriyle üniversitemize kurduğumuz, TUSAŞ'ta kurduğumuz araştırma merkezleri laboratuvarları var. Yani dediğim gibi aslında her fon kaynağını alıp bu üniversiteye getirip buradan tabii ki değer yaratmaya çalışıyoruz.
Ufuk Erdoğmuş (34:21)
Alınan pahalı ekipman sonuçta bilimsel araştırma için kullanılıyor. Öğrencilerle bir ilişkisi var mı? Açık. Ha yani, öğrenciler lisans öğretimi sırasında bunlarla bir alakası var mı? Ben bilmediğim için soruyorum.
Yusuf Baran (34:31)
de
söyleyeyim. bizim mesela yine burada farklı kılan unsurlardan bir tanesi. Biz birinci sınıftan itibaren öğrenci, lisans öğrencilerimizin laboratuvarlarımıza, araştırma merkezlerimizi ve bizlerin projelerine dahil olmalarının önünü açıyoruz. Daha da önemlisi kendi projesini yapmanın da önünü açıyoruz. Yani öğrencimiz diyelim Sanayi Bakanlığı'nın teknolojinin desteğini aldı ya da TÜBİTAK'tan yürütücü olarak bakın yürütücü olarak bursiyer değil. Tabii ki.
Ufuk Erdoğmuş (34:59)
Vartan
Yusuf Baran (35:01)
Ya son dönemde yine Türkiye'nin en başarılı grafiklerinden birini sergiledi İIT'e. Son başvuru da İIT öğrencilerimiz çok ciddi oranda Tubitak'tan yürütücü olarak araştırma desteği aldılar. Dolayısıyla biz bu merkezlerimizi öğrencilerimize açıyoruz. Bakın size çok ilginç bir şey söyleyeyim. İIT'de benim kendi laboratuvarımdan üniversiteden mezun ettiğim gün, bu işte master öğrenci yetiştirmiş olmak, ders vermiş olmak gibi temel şeyleri çıkardığınızda
Ufuk Erdoğmuş (35:02)
Normalde hocalar yürütücü olur.
Yusuf Baran (35:31)
Sadece araşma makaleleri, araşma çıktıkları ekseninde baktığınızda, ya üniversiteler arası kurula doçentlik başvurusunda bulunacak düzeyi de mezun etiğim öğrencilerim var benim.
Peki ki üniversiteyi bitirdiği gün bu çocukların, bu gençlerin makaleleri oluyor. Book chapterları, kitap bölümleri oluyor. Onları biz mesela kongrelere gidiyorlar, kongrelere gidişlerini destekliyoruz. Tabii bu işin bir tarafı. o bizlerle beraber ya da kendi projelerini yapmaları bir tarafı. Bir taraftan da şu an içinde bulunduğumuz teknoparkta biz öğrencilerimizin hiç teknoparka girmedik. Doğru. Bir taraftan da öğrencilerimizin burada kendi şirketlerini kurmalarını, girişimci olmalarını da önemsiyoruz.
Ufuk Bey, Türk iş dünyası üniversiteden mezun olan gençlerin kendi istedikleri kıvama gelene kadar kendilerinin de emek vermeleri gerektiği yönünde bir eleştiri getiriyorlar. Türk yüksek öğretimini.
Teknopark İzmir'in gelişimi ve İYTE öğrencilerine faydaları
Kabul ettik. Ama biz İT'de öğrencilerimize dört yıllık eğitim hayatı boyunca da stajlarıyla gönüllü zorunlu part time full time çalışarak para da kazanmalarını sağlayarak
O aslında iş dünyasının bizim eğitiyoruz dediğimiz kısmı da ilk eğitimlerinin bir parçası kılıyoruz. Bakın 6 yılda teknoparklarımız, it kampsını bulunan teknoparklarımız tam zamanlı Arge personel sayımı 800'den 3000'leri aştı 6 yılda. Technopark İzmir 2018'de 1,5 milyon dolar yüksek teknoloji hiracaatı yapmışken 2024'te 137,5 milyon dolar yüksek teknoloji hiracaatı yaptık.
Ufuk Erdoğmuş (37:04)
Bir de bugünü konuşuyorsunuz. Şimdi karşı taraf bitince muhtemelen bugün nisansa girenler üç sene sonra staj aradığında çarpı iki olacak zaten.
Yusuf Baran (37:11)
Bizim
şu andaki koşullarda it öğrencilerimizin yaklaşık yüzde 25'i her sene teknopark şirketlerimizde geliyor. Ya çalışıyor, ya staj yapıyor, ya işte kısmı zamanlı tam zamanlı kendi şirketini kuruyor. Üç ayda kurduğu girişim şirketini 20 kat büyüten öğrencimizi biliyorum ben. Şirket değerlemesini 3 milyon 5 milyon dolarlara satan öğrencilerimiz oldu. Ya da kurduğu şirkette 20 öğrencimize maaş veren öğrencilerimiz oldu bizim. Daha öğrenciyken bunlar.
Dolayısıyla biz aslında öğrenciye burada evet akademik gelişim, evet kişisel gelişim ama girişimcilik noktasında da öğrencilerimize inanılmaz fırsatlar sunuyoruz. Ve Türkiye'de iki teknopark markası, üç teknoloji geliştirme bölgesi olan hani başka bir üniversite var mı ben bilmiyorum. Bu yeni hele yeni gelecek öğrenciler için söylüyorum. Şu anda 80.000 metrekarelik yeni bir teknopark yapıyoruz. Bizim 2027 hedefimiz
10 bin tam zamanlı RG personelini istihdam ettiğimiz 1 milyar dolar yüksek teknoloji hiracatı yaptığımız bir kampüse dönüşmek.
Önümüz iki yılda buradan bir ünikon çıkacağını, en az bir tane ünikon çıkacağını da bekliyoruz. tabii bekliyoruz derken matematiksel verilerle söylüyorum bunu. önümde matematiksel verilerle Bakın biz 2018'de 1,5 milyon dolar yüksek teknoloji ilacatı yapmışız. 22'de 20 milyon dolar, 23'de 45 milyon dolar, 24'de 137,5 milyon dolar. Ve yepyeni bir teknopark geliyor. Yepyeni bir teknopark alanı geliyor.
Ufuk Erdoğmuş (38:24)
Tabii ki.
Tek öptüğünüz.
Yusuf Baran (38:43)
Zaten ilk iki binamız bitti ve ikisini de kireye verdik. Diğer binalarımız da peyderpey 25, 26, 27 de tümüyle bitireceğiz ve ondan sonra burası tam anlamıyla Türkiye'nin teknoloji üstüne girişimcilik, bilim, teknoloji merkezine dönüştü. Zaten dönüştü ama bunu daha da ileri bir düzeye taşıyacağız.
Ufuk Erdoğmuş (39:04)
Bu
arada şimdi ben gözümle gördüğüm için çok fanatiyyim bu söyleyeceğimin. Yaşamak lazım. Dünyada yazılım değil. Teknolojinin merkezi olan bütün noktalar İzmir gibi, İite gibi yerler. Övmek için söylemiyorum. Gerçekten böyle. Fransa'daki Sofia Antipolis de deniz kenarında.
Silikon Vadisi denen Kaliforniya'da Amerika'da Silikon Vadisi'ni oraya kurmuyorlar. Bir sürü yerde var, Silikon Vadisi o hale geliyor. Fransa'da bir tane teknopark alanı yok, Sofia Antipolis o hale geliyor. Benim gözümde zaten böyle yerlerde mükemmel yeşeriyor teknoloji bölgeleri. O yüzden yani bana kalsa savunma sanayi tabii ki Ankara'da olduğu için yine Ankara'da bir gücü olacaktır. Ama bana göre teknoloji üstü dediniz ya siz Türkiye'de olacaksa onun yeri deniz kenarı bir yer olmalıydı zaten. Ve ite olmalıydı.
büyük şehir olmalıydı. Dolayısıyla İzmir oluyor. Yani seçenekler arasında zaten İzmir öne çıkıyor ve İzmir'de de böyle yerler şehir merkezinde olmaz asla. Olmaz. Dışarıda olur. Gidip gidip foçaya koyacak halimiz yok. Yani zaten ideal nokta burasıydı. İİT de bu fırsatı çok iyi değerlendiriyor gibi gözüküyor. Yani biri çomak sokmazsa, birileri bir şeyi çok yanlış yapmazsa zaten çok iyi olması gerekiyor. Yani ben öyle bekliyorum. Şimdi dünyada bir
Yusuf Baran (40:20)
1,
2, 3, 4. sanayi devrimlerinin merkezleri var. Londra, New York vs. Ama şu anda dünyada merkeziyetsiz bir girişimcilik merkezleri var. Herkes benim diyor. Hong Kong'a gidin, benim. Tokyo'ya gidin, benim. İşte Fransa'ya gidin, Skolkova'ya gidin, Bangalore'a gidin. Herkes dünyada kendi ülke. Biz eğitim, bilim, teknoloji, inovasyon girişimcilik. Türkiye'de bu işin merkezinin
elbette ki İzmir ve İite olma. Biz buna inanıyoruz zaten. Bakın ben madalyonun iki yüzünü yönetiyorum. Bir tarafta İite var, eğitim, bilim, teknoloji araştırma. Bir tarafta teknopark var. Teknoparklarımız var ya da işte Birişim Vadi'imiz, efendim Teknopark İzmir'imiz. Şimdi yepyeni alanımız, Yapay Zeka Vadi'imiz. Dolayısıyla burası oraya zaten evrediyor. Biz daha üçüncü teknoparkı yaparken dördüncüsünün yeri belli şu anda.
Yani biz onun hayalini kurduk zaten ve burası milyarlarca dolar yüksek teknolojiyi ihraç edebilecek, istihdam yaratabilecek bir yer. Bir de şunu da unutmamamız lazım. Şimdi biz hani beyin göçü, beyin sirkülasyonu meselesi. Bugün yurt dışında inanılmaz bir beyin gücümüz var. Yani Türkiye'den göç etmiş inanılmaz bir beyin gücümüz. O beyin gücü kaliteli tohum. O tohumu iyi toprağa getirebilirsiniz. İyi bir top, iyi bir iklime getirebilirsiniz.
koşulların iyi olduğu bir dünyaya onları dönüşe ikna edebilirsiniz. Ben daha önce Anadolu'nun farklı kentlerinde de görev yaptım. İzmir'e, Türkiye'nin ya da dünyanın her yerinden her insanı ikna edebilirsiniz. İzmir'de, Urla'da bir yaşama.
Ufuk Erdoğmuş (42:00)
Her şeye de bunu yapamıyorsunuz ama İzmir'e geldiğinizde...
Yusuf Baran (42:02)
Çünkü
yapamazsınız. Hani bir şehrin ismini zikrederek kimseyi küstürmek istemediğim için ifade etmiyorum. Ama buranın mavisi, yeşili, denizi, kültürü, balığı, otu ne ararsanız bulabileceğiniz herkesi ikna edebilecek. Ya bugün Paris'te, bugün Berlin'de, Barcelona'da, Berlin'de, New York'ta yaşayan birini, Tokyo'da yaşayan birini İzmir'de yaşamaya ikna edebilirsiniz. Hele bir de burada iyi bir kültür yarattığınız zaman.
Bakın yurt dışında üniversite okumak amaçlı giden, okuyup kalan, master doktora yapan binlerce, on binlerce gencimiz var, beynimiz var. Ve biz aslında burada sadece it öğrencisi, it hocası değil, biz aslında bir üstperde de onu da hayal ederek burayı kurguluyoruz. Yani Silikon Vadisi'nde yaşayan, orada çalışan birisi
Ben Türkiye'ye dönmek istiyorum ama silikon vadisi iklimini, ekosistemini, ortamını arıyorum diyen birine biz ortam yaratıyoruz aslında. Ve siz de biliyorsunuz ben yine isim vermeyeceğim. Şu anda Technopark İzmir'de bizim Technoparkımızda yıllarca Berlin'de, Almanya'da yaşamış, Amerika'da yaşamış, çalışmış, birikmiş, biriktirmiş ve sonra da bütün birikimiyle bizim Technopark'ımıza dönmüş, gelmiş, yatırım yapmış, istihdam yaratmış insan...
eğitmiş ve ihracat yapmış şirketlerimiz var. Ve bizim amacımız bunların tabii ki sayılarını ve kalitelerini artırmak. Aslında dediğim gibi orada çok daha büyük hayaller ve hedefler var. Yani biz Türkiye'nin yurtdışındaki diasporasını, bilim insanlarını, uzmanlarını, şirketlerini bu ülkeye getirmek istiyorsak onlara iyi bir iklim, iyi bir toprak yaratmak zorundayız.
Ufuk Erdoğmuş (43:53)
Hocam
bu demin başta konuşurken futbol örneği verdim ya hep aklıma o geldi yine. Yani sen bir milli takımla başarılı olacaksan dışarıda oynayan hep futbolcuları getiririz ya İspanya'da, İngiltere'de bilen de. Bunun şartı gerçekten bu yani dünya ile yarışmak istiyorsan oraya giden adamları geri getirebiliyor olman gerekiyor. Tabii ki biz onlarla yarışır bir şart yaratmalıyız ama gideni de geri getirebiliyor olman gerekir yoksa zaten yarışamazsın.
Amerika'nın gücü bu zaten. Bütün dünyanın en iyisini topluyor adam ve orada fark yok.
Yusuf Baran (44:25)
Şimdi ben şunu yine, tohum bir yandan da bencil olmalı aslında. Tohum bencil olmalı. Doğru toprağa, doğru iklime, doğru çiftçiye gitmeli ve tercih etmeli. Öbür türlü çürüyor. Ölüyor. Verimli olmuyor. Şimdi bizim için de iyi çiftçi var, iyi toprak var, iyi bir iklim. Ben de iyi tohum arıyorum. Şimdi ben zaten emek veriyorum bir rektör olarak, bir bilim insanı olarak. Ben de daha iyi tohuma emek vermek istiyorum.
İYTE ve Teknopark İzmir'in görünürlüğü ve globaldeki en büyük amacı
Ve bunlar örtüştüğü zaman yani bu hayaller, hedefler örtüştüğü zaman o zaman zaten mutlak başarı beraberinde geliyor. Ve bugün siz de bir girişimcisiniz, bir teknopark şirketini yönetiyorsunuz. İnsanlar, sizin gibi çok akıllı insanlar dünyayı monitör ediyor. Bakıyor mu dünyaya? Çünkü dünya artık küçük bir köy. Ya insanlar fabrikalarını Asya kıtasından Afrika'ya taşıyor, Amerika'dan Çin'e götürüyor.
Avrupa'dan Bangladeş'i bir gemiye yükliyor, götürüyor bütün fabrikasını. Neye bakıyor insanlar? En çok nerede daha çok kazanabilirim, nerede daha çok üretebilirim? Dünya küçük bir yer. Şimdi şirketler, insanlar nerede daha çok kazanabilirim, nerede daha çok üretebilirim, nerede daha çok verimli olabilirim gözüyle baktıkları zaman işte bizim burada öyle bir ateş yakmamız gerekiyor ki, öyle bir dünya yaratmamız gerekiyor ki burayı da insanların aklına getirmemiz lazım.
Bakın 1. Sanayi Devrimi'nin bütün meyvesini Londra, İngilizler yedi. Nasıl yediler? Öyle kararlar, yasalar, öyle fırsatlar yaratılar ki dünyanın bütün girişimci beyinlerini Londra'ya çekti. Tabii ki yani. Sonra 2, 3, 4'da Amerika nasıl yaptı? Dünyanın en iyi beyinlerini Amerika'ya çekti. Bugün Amerika'nın yıllık gayri-isafi yurtçi milli haslasının %40'ını göçmen çocukları yapıyor.
Bugün Elon Musk dediğiniz Güney Afrika Cumhuriyeti'nden bir Apple'ın kurucusu Suriyeli bir göçmen ailenin çocuğudur. Ve bugün yani benim kendi tanıdığım Silikon Vadisi'nde iki milyar dolarlık şirketleri kuranlar yönetenler, Ortadoğu'nun çocukları tanıdığım insanlar var. Ve bizim burada böyle bir dünya yaratmamız gerekiyor. O beyinleri, o şirketleri, o tohumları buraya çekmemiz. Şimdi biz bir yandan
Türkiye'nin en iyi gençlerini iteğe çekip bizim hayal ve hedeflerimize ortak etmek. Bir yandan da biz onların hayallerine ortak olmak ve desteklemek istiyoruz. Bir yandan Teknopark ekseninde yaptığımız faaliyetler de Türkiye'nin de dünyanın her yerinden iyi şirketi. Ki burada yani şu anda mesela bizim kampüsümüzde Atlantadan gelmiş 700'ün üzerinde insanı istihdam eden uluslararası şirketlerimiz var. Almanya'dan gelmiş.
efendim Singapur'dan gelmiş, Amerika'dan gelmiş şirketlerimiz var. İçlerinde Türk olanlar da var, sahibi yabancı, uyruklu olanlar da var. Biz burada böyle bir iklim ve ekosistem yaratmaya çalışıyoruz. Bir de fermuar misali. Şimdi iyi öğrenci geldiği anda girişimci şirketler ya diyor burada iyi öğrenciler var.
Ufuk Erdoğmuş (47:30)
çekiyor.
Şimdi
ben şirketimi büyüteceğimi düşünüyorsam iyi öğrenciye yakın olmak isterim. Giderim iyi üniversitenin teknoparkında zaten kurarım ama ben zaten kendi yağımda kar olacağım. Vergi muafiyetim olsun geçeyim diyorsam giderim. Uyduruk bir üniversitenin teknoparkı zaten beraber götürüyor onu.
Yusuf Baran (47:50)
Balığın
olmadığı bir göle oltu atar mısınız? Ya bu karşılıklı birbiri. İyi öğrenciye iyi şirketler geliyor. İyi şirketler gelince iyi öğrenci aaa diyor burada işte teknop...
Ufuk Erdoğmuş (47:53)
Öyle oluyor gerçekten.
Bir
de şey var iyi öğrenci girince o şirket mesela ite'nin adını duymamış olsun. İteden birini aldık, iyi çıktı. Bir tane daha deneyelim diyor. Aynısı işte doktorada da oluyor. Ben de yaşadığım için söylüyorum.
Yusuf Baran (48:07)
Yani mesela şu anda beni
arayıp şirketlerden hocam şu bölümlerin ilk beşteki mezunlarını hemen işe alalım gönderin gelsinler diyen şirketler oldu. Mesela geçen sene yaşadığım bir olay geçen sene dediğim herhalde 7 ay kadar önce Balıkesir'den bir sanayici geldi bizim kimya mühendisinden mezun bir öğrencimizi işe almış inanılmaz etkilendim diyor kalitesinden. Ondan sonra hocam diyor biz bundan sonra bütün fabrikamızı sizden
Makine mühendisini de sizden alalım efendim.
Ufuk Erdoğmuş (48:39)
Ege bölgesinde gerçekten en iyi olmanın avantajını daha yeni yeni yaşayacak. Eski üniversite olmanın avantajı yoktu. Şimdi artık o mezunlar ortalıkta gözükmeye devam ettikçe o avantajı...
Yusuf Baran (48:49)
Tabii başarımız arttıkça, başarı grafimiz yükseldikçe, bunu topluma anlattıkça... Geçen yine mesela bir Amerikan şirketi ziyaretime geldi. İşte işbirliği anlaşması imzalıyoruz. Mimarlık, tasarım bölümlerimizde. Sonra 4-5 tane genç vardı. Ben de şey dedim, arkadaşlar bizim öğrencilerimiz mi dedim? Hayır sizin 2020 mezunlarınız dediler. Sonra da şey dedi, Amerikalı adam. Hocam dedi, ben dedi 2020'de sizden 5 kişi işe aldım dedi. O günden bugüne...
sizin mimarlıktan mezunu ilk beşe direkt iş teklif ediyorum dedi. Ve şu anda bizim Amerikan şirketi, bizim şirketimizin çalışanlarının %38'i itheli dedi. Şimdi zaten iş dünyası siz de onlardan bir tanesisiniz. Burada mezun ettiğimiz öğrencilerimizin kalitesini gördüğünde zaten ardı arkası geliyor. Ve dediğim gibi aslında fermuar misali birbirini aşağıda çekebilirsin, birbirini yukarıda çekebilirsin.
Bugün İite kampüsünde Teknopark İzmir'in, Birişim Vadisi İzmir'in şu an kuruluş aşamasında olan Yapay Zeka Vadisi İzmir, İite'de her sene YKS'de daha yüksek puanlara giden bölümlerimiz, her sene kadrolarımıza kattığımız nitelikli öğretimyesi kadrolarımız, iyileştirdiğimiz araştırma altyapımız, her sene daha da zenginleşen sosyal, kültürel, sportif faaliyetlerimiz. Yani İite bir dünya aslında.
kendi içinde kendine yeten 7-24 yaşayan mutlu bir dünya, mutlu bir kampüs.
Ufuk Erdoğmuş (50:17)
Bu yukarı çekme dediniz ya, aklıma gelmişken onu da sorayım. Sorularımdan biriydi. Zaten son bir iki sorumuz olsun. Bu baya güzel, yine uzun uzun konuştuk. Şimdi gençlerde özellikle bilgisayar yazım alanında pandemide işte bir sürü yazımcıya ihtiyaç olduğu çok bir alan açıldı. Herkes yazılım işine girdi vesaire. O örnekten konuşarak söylüyorum. Ya üniversite diploması o kadar gerekli değil gibi bir yorum var. Özellikle yazım sektöründe bu çok yaygın. Yazılım ve tasarımda.
atıyorum, tasarımında.
Üniversite diploması gerekli mi?
Sonuçta endüstri ünleri tasarımı var, mimarlık var. Yani onun da bölümü var aslında. Ama bizim sektörde şey çoktur. Ya ben de okumadım, ne olacak falan gibi. Gerçekten diplomanın ne önemi var? Çok.
Yusuf Baran (50:59)
Diplomasız olmaz. Diplomasız olmaz. Hani bir İngiliz ata sözü der ki elbette ki tecrübe çok kıymetli bir şeydir ama kapıları diplomalar açar der. Diplomasız olmaz. Yani ben öğrencilerim, adayların hani mutlaka o anahtara sahip olmaları... Hayır tabii ki ama anahtar dedi. Tablo değil.
Ufuk Erdoğmuş (51:05)
Peki.
Herhangi bir diplomadan mı bahsediyorsun?
Yusuf Baran (51:25)
Duvarda tablo değil, anahtar. Çünkü o anahtar kapıları açacak, bütün kilitli kapıları. Dolayısıyla iyi bir üniversite ve iyi bir bölümden mutlaka o anahtarı almaları lazım. Bir de üniversiteyi sadece dediğim gibi hani akademik bir ortam, dünya olarak görmesin ki...
Ufuk Erdoğmuş (51:43)
Yödem'i
aldığın kursla biri değil yani üniversitede. Bütün deneyimi yaşıyorsun.
Yusuf Baran (51:47)
İşisel
gelişim, ayakları üzerinde durabilme, kendini inşa etme, üniversite hayatı insan hayatının kuluçka dönemidir. Kendini var ettiği, kendini tanıdığı potansiyelini keşfettiği, kendini inşa ettiği, beni üniversite hayatım yarattı. Beni ben, o zaman ben kendi farkıma vardım. Üniversite mutlaka hani okunmalı ama dediğim gibi yani. İyi bir Duvara tablo veren değil, her kilitli kapıyı açan anahtarı veren üniversitede okumalı.
Ama tabii ki kendini yetiştirmeli. Bakın Ufuk Bey, biz burada sürekli öğrencilerimize nasıl yollar açabiliriz, fırsatlar yaratabiliriz? Şimdi benim bir rektör ve hoca olarak en temel görevim, diyelim öğrenci A noktasında duruyor, bir de hayal ve hedefleri var B noktası. Öğrencinin olduğu yer var, bir de hayal ettiği, hedeflediği bir nokta var. Benim işim A noktasından B noktasından yollar, köprüler, tüneller, inşa etmek, o yolu açmak öğrenciye. Biz bunu yapıyoruz.
Her öğrencimizin hayaline, hedefine ulaşacağı yolları, köprüleri, tünelleri açıyoruz, yapıyoruz. Tabii burada benim o yolu açmam önemli değil. O yolu öğrencinin yürümesi, koşması gerekiyor.
Ufuk Erdoğmuş (53:00)
Yolaştık ama kullanan var mı diye.
Yusuf Baran (53:02)
Şimdi
benim işim yol aç. Ben mesela Erasmus anlaşması yapıyor muyum, yapıyor muyum? 120 var mı? Var. Ama öğrencinin de gitmesi lazım. Ben mesaisinin %30-40'ını iş dünyasıyla geçiren bir rektörüm. İş bildiği anlaşması yapıyorum, staj anlaşması yapıyorum, bilmem ne. E öğrencinin de gidip staj yapması gerekiyor. Ben Technopark'ı bu kampüse biz getirdik. E öğrencinin de gelip sizin şu kapınızı çalıp, Ufuk Bey ben sizde staj yapmak istiyorum. İşte bu şirkete girmek istiyorum.
Çok iyi çay demlerim, cam siderim, yer siderim. Ne olur beni içeri alın. Şimdi birinci sene ben öğrencilere bunu söylüyorum. Birinci sınıfta gidin isterseniz çay demleyin diyorum. Orada sizin kıyafetinizden...
Ufuk Erdoğmuş (53:43)
Anlamıyorlar bu arada gerçekten böyle şey var.
Yusuf Baran (53:46)
Sizin çalışanlarınızla konuştuğunuzda kullandığınız kelimelerden tercih... Her gün yeni bir şey öğrenecek bu çocuklar. İkinci yılında kendi projesini, üçüncü yılda girişimini böyle böyle ilerleyecek. Bizim işimiz gençlere yol açmak. Onlar kimi koşuyor, kimi yürüyor, kimi sürünüyor, kimi izliyor. Ya hoca ne yapıyor diye. Mesela aynı sınıfta, aynı dershane sınıfında hoca çıkar. Aynı hoca, aynı ses tonu, aynı mimik. Aynı sınıf sıra, her şey aynı. Ders anlatır.
Bir öğrenci dinler kapar, öbürü işte hayal dünyasındadır dinlemez, öbürü gider evde bir de üzerine üzerinden geçer sorular çözer, biri ilk bine girer biri ilk yüz bine giremez falan. Biz burada öğrencilerimize fırsatlar yaratıyoruz ama her anlamda fırsatlar yaratıyoruz. Tabii ki onu koşa koşa giden öğrencilerimiz inanılmaz hani rakamlarda sayılar. Ben her sene her dönem binlerce onur belgesi imzalıyorum. ortalaması üç buçuk üstü, binlerce öğrencinin
Belgesini imzalıyorum. Cuma günkü mezuniyetimizde birincimiz 398 de mezun olmuş. Başımın üstünden aşağı indirmem ben bu delikanlıyı. İkinci 397. 0.01 yani. bu çocuklar baştan aşağı indirilmeyecek insanlar. Bu ülkenin geleceği bu insanların omuzlarında yukarı yukarı gidecek. Dolayısıyla bizim işimiz onlara fırsat yaratmak ama diploma olmalı. Yani diploma mutlaka beraber yürümeyiz.
Ufuk Erdoğmuş (55:14)
Siz
zaten tutarlı en başta da şey demiştiniz yani önce bölünme üniversite mi iyi üniversite olsun sonra bölüm demiştiniz. Burada da diploma iyi üniversiteden olursa olsun işte tablo gibi duvarı da asılacak diploma olmasın dediniz. Bu durumda artık son sorum olsun. Yine bizim alanla alakalı. Yazılımda işte diplomasızlar da var. İşte bilgisayar mühendisleri de yazılım yapıyor. Elektrik elektronik mühendisleri de yazılım yapıyor. İşte bazı üniversitelerde yapay zeka var falan. Aslında benzer... işleri yapan bölümler var. Bunu yazım olarak düşünmeyin. Aynı şekilde kimya mühendisi, petrol mühendisi vesaire de hani birbiriyle böyle temas halinde olan bölüm çok. İyi üniversiteyi seçmeliyiz diye önerdiniz. Yani sizin fikir bu.
Neden iyi bölüm değil de iyi üniversite tercih edilmeli?
Ne kadar handikap oluyor o zaman? Mesela atıyorum ben bilgisayara giremedim ama ya da atıyorum daha düşük bir üniversitenin bilgisayarına girmektense, İİT daha iyi üniversite, İİT'yi düşündüm. İşte yani örnek olduğu için söylüyorum. İİT'nin elektroniğini yazdım bir altından. Bu ne kadar handikap olur? Yani buna değer mi gerçekten?
Yusuf Baran (56:10)
Şimdi bir defa...
Ufuk Erdoğmuş (56:11)
Bu
bilgisayar elektronikliği sormuyorum yine. Kimyaman, siyih, petrol vs. gibi bir sürü ortak şeyler var.
Yusuf Baran (56:17)
Şimdi
iyi üniversitenin her bölümünde okuyabilirsiniz. Yani benim şeyim bu iyi üniversitenin her bölümünde. Çünkü o kültürü, o ortam sizi zaten yukarı taşıyor, sizi yetiştiriyor, geliştiriyor. Bir de dünya öyle bir yere geldi ki bir yandan da aslında istediğim zaman, istediğim konuyu öğrenebileceğim bir şeye dönüştü. Yani diyelim bindiğiniz arabanın ne bileyim motor kapağı açılmıyor mesela. Ya da işte benzin kapağı açılmıyor.
Usta çağırmanıza gerek yok. YouTube'a giriş... Arabanın markasını giriyorsunuz. Motor kapağı nasıl açılır? Orada 45 saniyelik bir videoda bunu nasıl yapacağınızı size anlatıyor. Dünyanın geldiği nokta burası. Herkes her şeyi öğrenebiliyor aslında. Ve bizim de zaten öğrencilerimize öğretmeye çalıştığımız şey nasıl öğrenebilecekleri, bilgiye nasıl ulaşabileceklerini. Çünkü bütün bilgiyi bir anda bir insanın beyninde tutması da öyle bir dünya yok yani. Öyle bir şey yok.
Dolayısıyla burada gençler, yazılım, yapay zeka, buna benzer argümanları kendileri de öğrenebiliyor. Bakın biz bugün yazılımı, ite de herkes öğretiyoruz. Yapay zekayı, girişimciliği, bugün mimarlık fakültesinde de biz yapay zekayı, endüstri tasarımda da yapay zekayı öğretiyoruz. Yapay zekayı üretenler var, bir de kullanan herkes. Yapay zekayı inşa etmek için de kullanabilirsiniz.
İnşa edilmiş 100 yıllık bir binayı nasıl yıkabilirim için de kullanabilirsiniz. Ve biz yazılımı, bilişimi, yapay zekayı bugün... ...ensütümüzde, üniversitemizde, bütün bölümlerimizde ve bütün öğrencilerimize öğretiyoruz. Girişimciliği öğretiyoruz. Ve burada gençlerin... ...hani kendilerini yetiştirme noktasında da... ...yani adanarak, hayal ve hedeflerine inanarak, aşkla çalışarak...
yollarını yürümeleri gerektiğini düşünüyorum. Bunu yürüdüğü hiçbir sorun kalmıyor. Ve aslında hayal ettiği, hedeflediği kariyer yolculuğunu da, yaşam yolculuğunu da başarıyla yürüyoruz.
Ufuk Erdoğmuş (58:23)
Ben de bir üzerine belki faydası olur birilerine diye bir not düşeyim. 18 yaşında insan zaten tam bilemiyor da. Evet. Yani hani ben illa bunu istiyorum, belki de istemiyor da olabilirsin zaten. Aynen öyle. Ben de sizin gibi düşünüyorum bu arada. İyi üniversite olsun. Kendim en azından hayatımda öyle yapmıştım. Hani iyi üniversite olsun. İkinci tercihim, beşinci tercihim bir bölüm olsun. Ama belki zaten o birinci tercihim sandığım şey bana göre olmaya da bilir. 18 yaşında insan bunun çok farkında da olmuyor gerçekten.
O yüzden herhalde iyi bir ortama gitmek, iyi bir üniversiteye gitmek her şekilde daha büyük avantaj.
Yusuf Baran (58:54)
Bir de şu tarafı da var, onu da söylemem lazım. Her sene üniversite sınavına giren öğrencilerin neredeyse üçte bir üniversite öğrencisi.
Ufuk Erdoğmuş (59:01)
Öyle mi?
Yusuf Baran (59:02)
Yanlış şehre
gitmiş, yanlış üniversiteye, yanlış bölüme gitmiş. Şimdi biz ite de öğrencilerimizi, kendi öğrencilerimizi bölümler arası geçişin önünü de açıyoruz. Mesela makineye gelmiş sonra diyor ki ya aslında makine benim yerim değil. Ben mimar olmalıydım. Mimarlığa geçiyor. Y kasrı puanı artı birinci sınıf not ortalaması.
Ufuk Erdoğmuş (59:24)
Bu şeye göre oluyor değil mi? Poana göre mi?
Yusuf Baran (59:30)
Birinci sınıfın otoritalaması artıyor. Bunun bir yüzde oranları var. O oranlara göre belirliyoruz. Dolayısıyla öğrencinin orada bir kaybının da önüne geçiyor. Şimdi... 3,5 milyon öğrenci sınava giriyor. Bunun üçte biri 1,2 milyon ediyor. Ya 1,2 milyon öğrenci yeniden sınava giriyorsa bu şu demektir. Biz yılda 1,2 milyon yıl kaybediyoruz. O gençlerin bir yılı, hepimizin bir yılı aslında. Dolayısıyla doğru yönlendirmek, doğru üniversiteye göndermek, doğru bölüme göndermek...
Ufuk Erdoğmuş (59:37)
tekrar sınava girmeyi beklemiyor zaman kaybetmiyor.
o kadar
Yusuf Baran (1:00:00)
Bu yani yanlış evlilikten daha kötü bir şey neredeyse. Çünkü kaybettiğiniz yıllarınız var ve orada sıfırdan başlıyorsunuz. Bir daha geri dönüyorsunuz. Yani benim kendi ailemde, mesela üçüncü sınıfta kız kardeşim okuduğu bölümü terk etti. Ben bu bölümü okumak istemiyorum diye. Üçüncü sınıfta bunun kararını verdi. Döndü, eczacılık okudu. Kendi istediği bölüme gittiği için akademisyen olma kararı da yoktu. Üniversite birincilikle bitirdi.
istediği bölüm olduğu için yani hayal ettiği bölüm olduğu için. Ben burada özellikle bir şeyi ifade etmek istiyorum. Üniversite adayı gençlere lütfen kalbinizin, gönlünüzün, yüreğinizin sesini dinleyin. Lütfen her önünüze gelenle bu konuyu konuşmayın. Bilip bilme... şey var yani bilip bilmeyen herkese konuşulmaması gereken hassas hayatınızın en önemli kararlarından bir tanesi. Lütfen işin uzmanlarıyla konuşun.
Ufuk Erdoğmuş (1:00:46)
Bilip bilmeyen herkesin
Yusuf Baran (1:00:58)
Çünkü hayatınızda aldığınız en önemli kararlardan bir tanesi, belki de en önemlisi üniversite ve bölüm tercihi olacak.
Kapanış notları
Bilgi kirliliği de çok fazla ve pişmanlık yaşamamak adına, geri dönüp dizinize vurmamak adına işin uzmanlarından konuyu öğrenin. Tabii burada tercih etmeyi düşündüğünüz üniversiteleri, kampüsleri mutlaka ziyaret edin. Biz 22 Temmuz'dan 3 Ağustos'a kadar kampüsümüzü
bütün aday öğrencilere ve ailelerine açıyoruz ve her gün ben saat 14'te aday öğrenci ve aileleriyle de bizzat söyleşi yapıyorum, sorularına yanıtlar veriyorum. Yüzlerce uzman hocamız, asistanımız, öğrencimiz, arkadaşlarımızla beraber aslında bunu bir sosyal sorumluluk projesi gibi görerek aday öğrencilere ve ailelerine danışmanlık yapıyor, onları doğru yönlendiriyoruz. Tabii ki ite gelsinler istiyoruz ama illa ite olsun diye bir şeyimiz de yok.
Burada önemli olan şey her sene üniversite sınavına girip üniversitede okuyorken üniversite sınavına giren yüz binlerce gencimizin kaybettiği yılları bu yılların önüne geçmek. O nedenle de lütfen işi bilen doğru ve ehil insanlarla bu meseleyi konuşmalarını önemle rica ediyorum.
Ufuk Erdoğmuş (1:02:18)
Ben şey örneğini gördüm, çok güzel. Birkaç genç de çok akıllıca. Yeni mezunları buluyorlar LinkedIn'den, sosyal medyadan. Direkt yeni mezuna girmek istediği bölümün bu sene, geçen sene, 3 sene önce mezun olmuş kişiyi buluyor. Ona yazıyor mesela. Bu güzel bir yöntem bana göre. Bir de ben kendim de yapmadım onu. Gençlere de şey yapmam, anne babalarının dediği doğru olmayabilir. Gerçekten kendi işlerinden gelen. Biraz takip etmek gerek herhalde değil mi?
Peki son söylemek istediğiniz bir şey var mı bu tercih döneminde? Yani okulu görsünler dediniz. Başka yapabilecekleri herhangi bir şey var
Yusuf Baran (1:02:50)
İmadayı
öğrencileri gönüllerindeki, hayallerindeki üniversiteyi ve bölümü kazanmalarını diliyorum. Anne babalara, gençlere fırsat vermelerini, kararlarına saygı duymalarını ve aldıkları kararı desteklemelerini diliyorum. Ama sanırım en önemli şey gençlere tavsiyem, uzmanlara sorun, uzmanlarla danışın ve mutlaka gitmek istediğiniz üniversitenin
kampüsünü ziyaret etmeye ve yerinde görmeye çalışın. Biz de bu anlamda kendimize güvenimiz tam Türkiye'nin en güzel kampüsünde, en güzel ekosisteminde, ikliminde bütün aday öğrencilerimizi hayallerine ortak olmaya ve hayallerimize ortak olmaya davet ediyorum. Çok teşekkür ederim. Çok teşekkürler.
Ufuk Erdoğmuş (1:03:37)
Çok sağ olun, çok güzel bir kapanış oldu.
Yazar Oyuna Devam